İkiz Kardeşin Gizemli

Yeni doğan ikizlerimden birini sonsuza dek kaybettiğimi sanıyordum. Altı yıl sonra, hayatta kalan kızım okulun ilk gününden eve geldi ve kardeşi için fazladan bir beslenme çantası hazırlamamı istedi. Sonrasında yaşananlar; sevgi, kayıp ve anne olmanın anlamı hakkında bildiğim her şeyi yerle bir etti. Asla atlatamayacağınız anlar vardır. Öyle derin kesikler açarlar ki, yaptığınız her şeyde o acıyı hissedersiniz.Benim için o an altı yıl önce; cihaz sesleri, bağrışan doktorlar ve kulaklarımda uğuldayan kendi kalp atışımla dolu bir hastane odasında yaşandı. İkizlerime, Zeynep ve Elif’e hamileydim. Ancak... sadece biri sağ çıkabildi. Bebeğimin yaşamadığını söylediler. Komplikasyon dediler; sanki bu kelime kucağımdaki o boşluğu açıklayabilirmiş gibi. Onu görmeme bile izin vermediler. Asla atlatamayacağınız anlar vardır. Onun adını fısıldayarak Elif koyduk; kocam Murat ile benim aramda bir sır gibi taşınan bir isim. Fakat yıllar geçtikçe keder bizi değiştirdi. Murat, benim üzüntümle ya da belki de kendi acısıyla yaşamaya dayanamayıp evi terk etti.Böylece sadece ikimiz kaldık: Ben ve Zeynep. Bir de hiç tanımadığım kızımın görünmez gölgesi. İlkokulun ilk günü yeni bir başlangıç gibiydi. Zeynep, örgülü saçlarını sallayarak yolda yürürken, arkasından el salladım ve arkadaş edinebilmesi için dua ettim. Günü temizlik yaparak, sinirlerimi yatıştırmaya çalışarak geçirdim. Keder bizi değiştirdi. "Rahatla Funda," dedim kendi kendime. "Zeynep çok iyi olacak." O öğleden sonra, elime süngeri yeni almıştım ki dış kapı güm diye kapandı. Zeynep içeri daldı, çantası yarı açık, yanakları al al olmuştu. "Anne! Yarın bir tane daha beslenme çantası hazırlaman lazım!" Gözlerimi kırpıştırıp ellerimdeki sabunu duruladım. "Bir tane daha mı? Neden tatlım? Anneciğin yeterince koymadı mı?" Sırt çantasını yere fırlattı ve sanki bunu zaten bilmem gerekiyormuş gibi gözlerini devirdi. "Kız kardeşim için." İçimi bir şaşkınlık dalgası kapladı. "Kız... kardeşin mi? Bir tanem, benim tek kızımın sen olduğunu biliyorsun." "Yarın bir tane daha beslenme çantası hazırlaman lazım!" Zeynep inatla başını salladı. Bir an için tıpkı Murat’a benziyordu. "Hayır anne. Değilim. Bugün kız kardeşimle tanıştım. Adı Elif." Sakin kalmaya çalıştım. "Elif, öyle mi? Okula yeni mi gelmiş?" "Evet! Tam yanımda oturuyor!" Zeynep çoktan çantasını karıştırmaya başlamıştı bile. "Ve bana benziyor. Tıpkı... aynısı. Sadece saç ayrımı diğer tarafta." Sırtımdan aşağı tuhaf bir ürperti indi. "Beslenmesinde ne seviyormuş peki bebeğim?" "Çokokremli ekmek dedi," dedi Zeynep. "Ama daha önce okulda hiç yememiş. Senin, onun annesinden daha bol sürdüğünü duyunca çok sevindi." "Bugün kız kardeşimle tanıştım. Adı Elif." "Öyle mi?" diye sordum. Sonra Zeynep'in yüzü aydınlandı. "Ah! Fotoğrafını görmek ister misin? Dediğin gibi kamerayı kullandım!" Okulun ilk günü için ona o küçük pembe kullan-at makinelerden almıştım. Eğlenceli olur, anı biriktirmesine yardım eder diye düşünmüştüm. Belki sonra onun için bir albüm yapardım. Makineyi bana uzattı, kendisiyle gurur duyuyordu. "Gülten Öğretmen birlikte fotoğrafımızı çekti. Elif utandı! Gülten Öğretmen kardeş olup olmadığımızı sordu." Fotoğrafları kaydırdım. Oradaydılar; askılıkların yanında iki küçük kız. Aynı gözler, aynı kıvırcık saçlar ve hatta sol gözlerinin hemen altında benzer çiller... Zeynep'in yüzü aydınlandı. Neredeyse makineyi elimden düşürüyordum. "Tatlım, Elif'i bugünden önce tanıyor muydun?" Başını salladı. "Hayır. Ama birbirimize benzediğimiz için arkadaş olmamız gerektiğini söyledi. Anne, bize oyun oynamaya gelebilir mi? Annesi onu okula yürüyerek getiriyormuş, belki bir dahaki sefere onunla tanışırsın?" Sesimi titretmemeye çalışarak, "Belki bebeğim. Bakarız," dedim.