Benden 40 Yaş Büyük Birisiyle Evlendim
Sözleşme adeta bir senet gibiydi. Haldun, Tarık’a tam 5 milyon lira ödemişti. Karşılığında ise tek bir katı şartı vardı: “Eşin Aylin’i ve çocuklarını hiçbir açıklama yapmadan, sonsuza dek terk edeceksin. Onlarla bir daha asla iletişim kurmayacaksın. Eğer bir gün bile onlara ulaşırsan, sahip olduğun her şeyi elinden alır, hayatını zindana çeviririm.” Kocam bizi parasızlık yüzünden ya da bunaldığı için terk etmemişti. Kocam, Haldun’un korkunç serveti karşısında beni ve öz çocuklarını satmıştı! Ve Haldun… O ‘kurtarıcı melek’ rolünü oynamak için önce hayatımı cehenneme çevirmiş, beni maddi manevi çaresiz bırakmış, yalnızlığa mahkum etmişti. Sonra da en savunmasız, en kırılgan anımda tam zamanında karşıma çıkıp beni o karanlıktan çekip çıkaran şövalye gibi davranmıştı. Oysa o çukuru kazan bizzat kendisiydi. Düğünümdeki o yaşlı kadını düşündüm. Belki de Haldun’un kirli işlerini bilen eski bir çalışanıydı ya da vicdan azabına dayanamayan bir yakınıydı. Eğer o kadın beni uyarmasaydı, bu korkunç yalanın içinde bir ömür boyu köle gibi yaşayacaktım. Ama dosyadaki kabus bununla da sınırlı değildi. Dosyanın en arka kısmında, çocuklarım için hazırlanmış özel sözleşmeler ve yatılı okul başvuru formları vardı. Balayına çıktığımızda, benim haberim ve rızam bile olmadan çocukları İsviçre’nin en ücra köşesindeki bir yatılı okula göndermeyi planlıyordu.Belgelerde “Anne rızası” kısmına benim adıma sahte imzalar bile atılmıştı. Beni çocuklarımdan koparıp, tamamen izole edip, sadece kendisine ait bir objeye, saplantılı dünyasındaki bir oyuncağa dönüştürecekti. Bunu yapmasına asla izin veremezdim. Asla! Dosyayı hızla göğsüme bastırıp odadan çıktım. O an tek düşündüğüm yan odadaki o devasa yatakta uyuyan o canavardan kilometrelerce uzağa kaçmaktı. Çocuklarım hala güvendeydi, bakıcıdaydı. Hemen bu evden çıkmalı, onları almalı ve polise gitmeliydim. Koridorda sessizce yürürken, altımdaki parke zemin hafifçe gıcırdadı. O an arkamda, merdivenlerin başında uzun, karanlık bir gölge belirdi. “Aylin? Gecenin bu yarısı çalışma odamda ne yapıyorsun hayatım?” Haldun’un sesi soğuk, ruhsuz ve ürperticiydi. Arkamı yavaşça döndüm. Karanlıkta yüzünü tam göremiyordum ama üzerime doğru attığı her adımda o sahte, babacan ve koruyucu maskesinin eridiğini, altındaki o ruh hastası, tehlikeli adamın ortaya çıktığını iliklerime kadar hissedebiliyordum. Elimdeki kalın siyah dosyayı gördüğünde adımları aniden durdu. Sessizlik, o devasa lüks evin içindeki havayı bıçak gibi kesti. “O çekmeceye bakmamalıydın,” dedi fısıltıyla. Sesinde zerre kadar suçluluk, pişmanlık ya da panik yoktu. Sadece planı bozulmuş bir avcının soğukkanlılığı vardı. “Bize bunu nasıl yaparsın?” diye bağırdım, sesimdeki titremeye ve hıçkırıklara engel olamayarak. “Hayatımı mahvettin! Bizi açlığa, sefalete, gözyaşına mahkum ettin ki sadece sana muhtaç olayım! Sen bir hastasın!” Haldun hafifçe gülümsedi.