Beni evimden kovan kişi kocam değildi
“Takılma.” Takılma. Bir insanın hayatı boyunca duyabileceği en işe yaramaz kelime buydu. Yemek günü geldi. Sabah altıda uyandım. Mutfakta saatler geçirdim. Sebzeleri tek tek doğradım. Çorbayı yavaş ateşte pişirdim. Tuzunu üç kez kontrol ettim. Kıvamını defalarca tattım. Tam istediğim gibiydi. Mis gibi limon kokuyordu. Temizdi. Zarifti. Akşamüstü masa hazırdı. Beyaz keten örtü. İnce porselen tabaklar. Kristal bardaklar. Masanın ortasında küçük beyaz laleler. Ev ilk kez gerçekten bana ait gibi görünüyordu. Misafirlerin gelmesine yarım saat vardı. Üzerimi değiştirmek için odaya çıktım. Aynaya baktım. Yorgundum. Ama mutluydum. Kendi kendime gülümsedim. “Her şey güzel olacak.” Hayatımın en büyük yanılgısını o anda söyledim. Aşağıdan metal bir kapağın sesi geldi. Sonra kaşığın tencereye çarpma sesi… Duraksadım. Kalbim sebepsiz hızlandı. Merdivenleri koşarak indim. Mutfağın kapısına geldiğimde elim kapı kolunda dondu. Fatma Hanım ocağın başındaydı. Elindeki büyük tahta kaşıkla çorbamı karıştırıyordu. Tezgâhta iri kaya tuzu duruyordu. Yanında kırmızı pul biber. Ezilmiş sarımsak. Ve ağzına kadar koyun yağı dolu cam kavanoz… Gözlerimin önünde bir kepçe dolusu koyun yağını tencereye boşalttı. Ardından avuç avuç tuz attı. Sonra kırmızı biber… Bir avuç daha. Bir avuç daha. Mutfak ağır koyun yağı kokusuyla dolarken bana arkasını bile dönmeden tek bir cümle söyledi. “Gelen misafirler oğlumun evinden aç kalkmayacak.” Tam o anda kapı zili çaldı. Kapı zili çalarken ayaklarım yere çivilenmiş gibiydi. Bağırmak istedim. Tencereyi ocaktan almak istedim. Her şeyi yeniden yapmak istedim. Ama hiçbirine zaman yoktu. Fatma Hanım, hiçbir şey olmamış gibi tahta kaşığı lavaboya bıraktı, ellerini önlüğüne sildi ve bana dönüp gülümsedi. O gülümseme hâlâ kâbuslarıma girer. “Şimdi oldu işte.” Sanki benim saatlerce emek verdiğim yemek değil de eksik bırakılmış bir ödevdi. Kapı ikinci kez çaldı. Onur salondan seslendi. “Zeynep! Geldiler galiba.” Sesim çıkmadı. Çorbanın kapağını açtım. Yüzeye çıkan kalın koyun yağı tabakası ışığın altında parlıyordu. Limonun ferah kokusu yok olmuştu. Yerini ağır, boğucu bir yağ kokusu almıştı. Tuzunu tadacak cesareti kendimde bulamadım. Çünkü sonucu biliyordum. Bitmişti. Aylarca beklediğim fırsat… On dakikada mahvedilmişti. Derin bir nefes aldım. Gülümsüyormuş gibi yaptım. Ve kapıyı açtım. Genel müdürüm… Editör arkadaşlarım… Tasarım ekibinden arkadaşlar… Hepsi ellerinde çiçekler ve tatlılarla içeri girdiler. “Ne güzel bir ev.” “Çok sıcak bir ortam olmuş.” “Mis gibi yemek kokuyor.” İçimden yalnızca tek cümle geçiyordu. Hayır… O güzel kokmuyor. Felaket kokuyor. Fatma Hanım salona çıktı. Hiç davet edilmemiş biri gibi değil… Evin gerçek sahibi gibi yürüyordu. “Hoş geldiniz.” Ben tanıştırmaya fırsat bulamadan herkesle tek tek tokalaştı. “Ben Onur’un annesiyim.” Sonra bana bakmadan ekledi. “Gençler daha yeni evlendi. Ev işlerini hâlâ öğreniyor.” Misafirlerden bazıları gülümsedi. Ben de gülümsedim. Çünkü başka çarem yoktu. Yemek servisi başladı. Ellerim titriyordu. İlk olarak çorbayı dağıttım. Kaseleri tek tek masaya bıraktım. Hiç kimsenin yüzüne bakamıyordum. Genel müdürüm ilk kaşığı aldı. Bir saniye… İki saniye… Yüzündeki ifade değişti. Kaşığı yavaşça masaya bıraktı. Su bardağına uzandı. Yanımdaki arkadaşım öksürdü. Karşımdaki tasarımcı dudaklarını sıktı. Bir başkası ekmeğe uzanıp ağzındaki tadı bastırmaya çalıştı. Masada ağır bir sessizlik oluştu. Kimse birbirine bakmıyordu. Kimse ikinci kaşığı almıyordu. Kalbim kulaklarımın içinde atıyordu. Sonunda genel müdürüm kibarca gülümsedi. “Galiba… bugün pek iştahım yok.” Yalandı. Hepimiz biliyorduk. Başka bir arkadaşım suyu arka arkaya içmeye başladı. Bir diğeri gizlice peçeteye tükürdü. Çorba yenilecek gibi değildi. Aşırı tuzluydu. Acısı boğazı yakıyordu. Üstelik koyun yağının ağır kokusu bütün masayı kaplamıştı. Saatlerce hazırladığım yemek… Bir lokmada rezil olmuştu. Fatma Hanım ise keyifle herkese bakıyordu. “Beğendiniz değil mi?” Kimse cevap vermedi. O devam etti. “Biz Anadolu’da böyle pişiririz.” Sanki benim hazırladığım menü hiç olmamış gibi. Sanki bütün yemekleri yapan oydu. Genel müdürüm saate baktı. “Zeynep, kusura bakma. Yarın erken toplantımız var. İzin isteyelim.” Henüz ana yemek bile gelmemişti.