Benim adım Fatma Yetmiş üç yaşındayım
Zehra'nın elleri titriyordu. Kâğıdı tekrar tekrar okudu. Ben ise karşısında oturmuş, yüreğim ağzımda onu izliyordum. "Ne yazıyor kızım?" diye sordum. Cevap vermedi. Gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. "Zehra... Allah aşkına söyle." Derin bir nefes aldı ve kâğıdı avuçlarının arasında sıktı. "Fatma teyze..." dedi kısık bir sesle. "Bu bir huzurevi başvuru formu." Dünyam başıma yıkıldı. Kulaklarım uğuldadı. Sanki odadaki her şey uzaklaştı. "Ne dedin sen?" "Burada adınız yazıyor. Yaşınız, kimlik bilgileriniz... Her şey doldurulmuş." Elimdeki baston yere düştü. Demek haklıydım. Demek gerçekten benden kurtulmak istiyorlardı. O gün hiç konuşmadım. Akşama kadar odamda oturdum. Hasan eve geldiğinde kapımı çaldı. "Anne, iyi misin?" Başımı çevirmedim. Sadece o zarfı uzattım. Hasan şaşkınlıkla kâğıda baktı. Sonra yüzü değişti. "Bu da ne?" "Oğlum..." dedim titreyen sesimle. "Beni göndereceksen gönder. Ama yüzüme söyle. Ben seni dokuz ay karnımda taşıdım. Bir lokma ekmeği ikiye bölüp sana verdim. Bu yaştan sonra kapı kapı dolaşacak hâlim yok." Hasan'ın yüzü kireç gibi oldu. "Anne, ne diyorsun sen?" O sırada Ayşe de kapıya geldi. Hasan kâğıdı ona gösterdi. "Bu nedir?" Ayşe bir an sustu. Sonra gözleri doldu. "Keşke bunu böyle öğrenmeseydin." İçimde son umut kırıntısı da söndü. Başımı eğdim. Ama Ayşe yanıma diz çöktü. "Fatma anne, lütfen sonuna kadar dinle." Şaşkınlıkla yüzüne baktım. Ayşe çantasından başka bir dosya çıkardı. Dosyanın içinde mimari çizimler, fotoğraflar ve belgeler vardı. "Bu huzurevi değil." "Nasıl değil?" "Bu yaşlı bakım ve yaşam merkezi projesi." Ne dediğini anlamamıştım. Ayşe gözyaşlarını sildi. "Bir yıldır gizlice bunun için çalışıyorum. Hasan da biliyor." Hasan başını salladı. Ayşe devam etti: "Babam yıllar önce kötü şartlarda bir huzurevinde vefat etti. O gün kendi kendime söz verdim. Bir gün yaşlı insanların gerçekten değer gördüğü bir yer kuracaktım." Dosyanın ilk sayfasını açtı. Orada büyük harflerle yazılmış bir isim vardı: **'Fatma Ana Yaşam Merkezi'** Şaşkınlıktan nefesim kesildi. "Bu... benim adım." Ayşe gülümsedi. "Çünkü bu fikri bana sen verdin." Ben daha da şaşırdım. "Ben mi?" "Evet. Her gün komşulara yardım etmen, ihtiyaç sahiplerine yemek hazırlaman, yalnız yaşlıları ziyaret etmen... Bana insanlığın ne olduğunu sen öğrettin." Gözlerim dolmaya başladı. Ayşe elimi tuttu. "O telefonda duyduğun konuşma vardı ya..." Başımı kaldırdım. "‘Daha fazla dayanamaz zaten’ dediğin konuşma mı?" Ayşe mahcup bir şekilde güldü. "Evet. Açılışa kadar sırrı saklayamayacağımı söylüyordum. Heyecandan kimseye belli etmemeye çalışıyordum." Bir anda haftalardır içimde büyüyen bütün korkular dağıldı. Yerini tarifsiz bir utanç ve ardından büyük bir huzur aldı. Ayşe ağlayarak bana sarıldı. "Fatma anne, seni göndermek mi? Sen bu evin temelisin." Ben de onu ilk kez gerçekten bağrıma bastım. Aylar sonra merkezin açılış günü geldi. Kurdeleyi kesmem için beni sahneye çağırdılar. Karşımda yüzlerce insan vardı. Hasan bir yanımda, Ayşe diğer yanımda duruyordu. Titreyen ellerimle kurdeleyi keserken gözlerim doldu. Mikrofona yaklaştım ve sadece şunu söyleyebildim: "İnsan bazen sevilmediğini sanıyor. Oysa bazı sevgiler sessiz büyüyor. Anlamak için sabretmek gerekiyor." Kalabalık alkışladı. Ben ise gökyüzüne baktım. Sanki rahmetli eşim bir yerlerden gülümsüyordu. O gün eve dönerken ilk kez Rabbime farklı bir dua ettim. "Allah'ım, bugün de bitsin" demedim. "Allah'ım, yarını da görmek nasip olsun" dedim. Çünkü hayatın sonbaharında bile insanın kalbini yeniden bahar yapacak sevgiler varmış.