Kızımın sınıf arkadaşları
"Hastanenin her yerinden insanların duyabileceği kadar yüksek sesle çığlık attım: 'Ceren bunu benden nasıl saklayabilir?!'" Elimdeki kâğıda tekrar baktım. Gözlerim satırların üzerinde geziniyor ama gördüklerime inanmak istemiyordum. Bu bir mektuptu. Ceren'in el yazısıyla yazılmıştı. Üst kısmında büyük harflerle şu yazıyordu: "Anne, eğer bunu okuyorsan, lütfen önce sonuna kadar bitir." Bir an için nefesim kesildi. Derya sessizce yanımda duruyordu. "Eğer isterseniz yalnız bırakabilirim," dedi. Başımı salladım. "Hayır... Hayır, kal." Titreyen ellerimle okumaya devam ettim. "Anne, Son aylarda bana ne kadar güçlü görünmeye çalıştığını biliyorum. Her gün yanıma gelip gülümsüyorsun ama geceleri ağladığını da biliyorum. Bazen uyuduğumu sanıyorsun ama seni görüyorum." Gözyaşlarım satırların üzerine damlamaya başladı. "Ceren..." Fısıltım koridorda kayboldu. Mektup devam ediyordu. "Bu hastalık başladığından beri herkes benim için üzülüyor. Doktorlar, hemşireler, öğretmenler, arkadaşlarım... Ama en çok sen üzülüyorsun. O yüzden senden bir şey sakladım." Tam o satırda kalbim yeniden sıkıştı. Sakladığı şey neydi? Mektubun devamına geçtim. "Geçen ay doktorumla konuştum. Bana tedavinin zor olduğunu söylediler. Ben de korktum. Çok korktum. Ama sonra fark ettim ki korktuğum şey ölmek değil. Korktuğum şey seni yalnız bırakmak." Boğazım düğümlendi. Derya'nın da sessizce ağladığını fark ettim. Mektup boyunca Ceren'in olgunluğu beni şaşırtıyordu. Sadece on bir yaşındaydı. Ama kelimeleri bir yetişkinin bilgeliğini taşıyordu. "Bu yüzden arkadaşlarımla bir plan yaptım. Eğer bir gün kendimi çok kötü hissedersem veya işler daha da zorlaşırsa, sana yalnız olmadığını hatırlatacak bir şey yapmak istedim." Kaşlarımı çattım. Sonraki sayfayı çevirdim. Zarfın içinde yalnızca mektup yoktu. Kalın bir deste daha vardı.....