Bir baba, kendi itibarını kurtarmak için kızını silmeye çalıştı

—Demek artık kızım kendi evinde bir yük, öyle mi? Bunu, kapıdan içeri adım attığımda söyledim. Beş yaşındaki kızım Elif’i, İstanbul’un Nişantaşı’ndaki evimizin salonunda soğuk zeminde diz çökmüş halde görünce. Ben iki aydır devlet görevi için doğu sınırında görevdeydim. Çoğu zaman iletişim bile kurulamıyordu. Araçlarda uyuyor, ne bulursak onunla idare ediyor, her gece kızımın doğum gününe yetişebilmek için gün sayıyordum. Sabahın erken saatlerinde Hakkâri’den İstanbul’a uçmuştum. Üniformam hâlâ toz ve yağmur kokuyordu. Aklımda sadece onun vedası vardı: —Anne, çabuk gel. Ama eve girdiğimde balonlar da yoktu, pasta da. Salona adım atar atmaz yerde kırmızı topuklu ayakkabılar gördüm. Ağır, yapay bir parfüm kokusu havayı dolduruyordu. Bir kadın sesi yankılanıyordu: —Dikkatli sil, kız! Elbisemi mahvettin! Sonra onu gördüm. Elif, dizlerinin üzerindeydi. Sarı pijaması kir içindeydi, üzerinde ayakkabı izleri vardı. Kollarında, bacaklarında ve yüzünde morluklar… Saçları, her sabah özenle ördüğüm saçları, darmadağınık ve kirliydi. Karşımda ise koltuğuma kurulmuş bir kadın, evi kendi malı gibi görüyordu. Ayağındaki topuğu kızımın elinin üstüne bastırıyordu. Vücudum buz kesti. Doğuda çok şey görmüştüm. Tehditleri, operasyonları, kayıpları… Ama hiçbir şey beni buna hazırlamamıştı: Kızımın kendi evimde ezilmesine. Elif başını kaldırdı. Beni görünce gözlerinde çaresiz bir ışık parladı. Ağzını açtı, “anne” demek istedi ama sadece boğuk bir ses çıktı. Korku, sesini kilitlemişti. Kadın bana döndü ve gülümsedi. —Demek sen Zeynep’sin. Döneceğini sanmıyordum. Kemal, işinin ailenden önemli olduğunu söylüyordu. Kemal. Kocam. Kızımı emanet ettiğim adam. —Çek ayağını onun elinden —dedim. Kadın kahkaha attı. —Bana öyle konuşma. Ben Aylin. Alışsan iyi olur. Kemal’in çocuğuna hamileyim. Bir erkek çocuk. Bu ailenin ihtiyacı olan varis. İçimde bir şey koptu ama bağırmadım. Elif’e yürüdüm ve onu dikkatlice kucağıma aldım. Bana öyle sıkı sarıldı ki sanki bir daha bırakılmaktan korkuyordu. —Ne yaptın ona? Aylin omuz silkti. —Şımarık çocukların terbiyeye ihtiyacı var. Zaten konuşmuyor bile artık. Kemal de böyle daha sakin olduğunu söylüyor. Tam o anda kapı açıldı. Kemal içeri girdi. Üzerinde pahalı bir ceket, kolunda lüks bir saat. Salona baktı. Beni Elif’le gördü. Aylin’i gördü ve hiç tereddüt etmeden ona yöneldi. —Ne oldu sana? —dedi, onu sararak. Kızını sormadı bile. Aylin bana işaret etti. —Bana saldırdı. Dengesiz biri bu kadın. Kemal bana döndü, yüzü sertleşmişti. —Zeynep, büyütme. Elif zor bir çocuk. Aylin hamile, strese girmemeli. Özür dile, üstünü değiştir, sonra konuşuruz. Onu uzun uzun izledim. Bir zamanlar Elif doğduğunda ağlayan adamdı o. Kızımızı koruyacağına yemin eden adam. Şimdi ise hem yalanlarını hem de kirli işlerle kurduğu düzeni koruyordu. Elif’i kucağımda daha sıkı tuttum, Kemal’e doğru yürüdüm ve ona öyle bir tokat attım ki evin içi sessizliğe gömüldü. —Bugünden itibaren —dedim— sen ve o kadın, bir çocuğa dokunmanın ne demek olduğunu öğreneceksiniz. Özellikle de kendi evladına ihanet eden bir babanın neyi kaybettiğini. Elif’i alıp kapıya yöneldim. Dışarıda İstanbul’un soğuk yağmuru yağıyordu. Kemal arkamdan bağırdı: —O kapıdan çıkarsan bir daha geri gelemezsin! İtibarımı yerle bir edersin! Durmadım. Çünkü bundan sonra olacakları ne o, ne de Aylin hayal edebilirdi…
Copyright © 2015. All Rights Reserved.