Bir baba, kendi itibarını kurtarmak için kızını silmeye çalıştı
BÖLÜM 3 Dünya bir anda sessizliğe gömülmüş gibi hissettim. İki saniye boyunca düşünmedim, nefes almadım. Ne asker oldum ne eş. Sadece boş bir yatakta kızının kaybolduğunu gören bir anneydim. Sonra kendime geldim. —Tüm çıkışları kapatın —dedim—. Kameraları, çatıları, otoparkı ve çevreyi kontrol edin. Kimse girip çıkmayacak. Emre koşarak geldi. Güvenlik kameralarında, siyah giyimli bir adamın arka girişten içeri girdiği görülüyordu. Sıradan bir hırsız değildi; eğitimli biri gibi hareket ediyordu. Telefonum titredi. “Batı taraftaki eski depo. Tek başına. Polis yok.” Gittim. Yağmur, Beykoz ormanlarının üzerine ağır ağır düşüyordu. Silahımı düşük tutarak depoya doğru yürüdüm. Kapıyı itince Elif’i gördüm. Bir sandalyeye bağlanmıştı. Ağzında bant vardı. Sessizce ağlıyordu. Karşısında “Gölge” lakaplı Rogelio vardı. Yıllar önce Doğu Anadolu’da yakaladığım bir kaçakçı. Boynunda eski bir yara izi, yüzünde aynı kirli gülümseme. —Yüzbaşı Zeynep Karaca —dedi—. Aile her zaman en zayıf noktadır. —Bırak onu. Rogelio güldü. —Kocan onu ülkeden kaçırmak için para ödedi. Kız ortadan kaybolursa, medyadaki dosyaların da kapanacağını düşündü. Kanım dondu. Rogelio telefonu açtı ve hoparlöre aldı. —Eşin geldi. Kemal’in sesi geldi. Kırık, panik dolu. —Kızı götür. Hemen yap. Elif orada kalırsa ben biterim. Kızım onu duydu. Küçücük olmasına rağmen anladı. —Kemal —dedim. Sessizlik oldu. —Kendi kızını mı satıyorsun? —Beni sen buna zorladın! —diye bağırdı— Her şeyi elimden aldın! O anda içimde kalan son sevgi de yok oldu. Rogelio, delilleri içeren hard diski istedi. Ama bir şeyi hesap edemedi: korkmuş bir annenin zayıf değil, ölümcül olabileceğini. Dikkatini dağıtmak için metal bir kutuyu tekmeledim ve Elif’e koştum. Bir silah sesi duyuldu. Omzumda yanma hissettim ama durmadım. Bantları kestim, onu çuvalların arkasına ittirdim ve Rogelio’nun adamlarıyla çatıştım. Emre ekiple birlikte içeri girdiğinde her şey kontrol altına alınıyordu. Sessizlik çöktüğünde Elif saklandığı yerden çıktı. —An… ne… Sadece bir fısıltıydı. Ama benim için yeniden doğuş gibiydi. Kemal o gece yakalandı. Sahte kimlikle Karadeniz’e kaçmaya çalışıyordu. Aylin iki gün sonra Şişli’de bir otelde bulundu; şirketin sırlarını yabancı bir bağlantıya satmaya çalışıyordu. O da tutuklandı. Ağlarken Kemal’in onu kullandığını söylüyordu. Ben hiçbir şey hissetmedim. Sadece yorgunluk. Gerçekler mahkemede ortaya çıktı: Aylin hiç hamile olmamıştı. Kemal, hem şiddete göz yummuş hem de kızımı ortadan kaldırmaya çalışmıştı. Şirketi ise kara para ve yasa dışı bilgi ağıyla bağlantılıydı. Kemal’in annesi Doğan Hanım beni ağlayarak aradı. —Zeynep… kurtar onu. O senin kızının babası. Ona ses kaydını götürdüm. Elif’in götürülmesini emrettiği anı dinlediğinde telefonu düşürdü. —Bu benim oğlum olamaz… —O —dedim—. Sadece siz görmemeyi seçtiniz. Kemal ceza aldı. Aylin de. Rogelio ve diğerleri de yargılandı. Ev geri alındı ama orada bir daha yaşamadım. Satıp parasının bir kısmını Elif’in tedavisine ve geleceğine ayırdım. Bir ay sonra Elif’le birlikte Beykoz’da küçük bir eve taşındık. Ne büyük salonlar ne lüks avizeler… Sadece bir bahçe, küçük bir mutfak ve göl manzarası. Elif hâlâ korkuyordu. Bazen ağlayarak uyanıyordu. Bazen babasının onu sevip sevmediğini soruyordu. —Baban kendi karanlığında kayboldu kızım —dedim—. Ama sen onunla birlikte kaybolmak zorunda değilsin. Bir gün Elif üç figür çizdi: bir kız çocuğu, bir anne ve sayfanın kenarında uzak bir adam. —Bu kim? —diye sordum. Başını eğdi. —Baba. Onu uzağa çizdim çünkü hâlâ korkuyorum… ama artık ondan nefret etmek istemiyorum. Onu kucakladım. O an anladım: adalet her zaman zafer gibi hissettirmez. Bazen sadece parçalanmış bir çocuğu yavaş yavaş yeniden bütünleştirme sürecidir. Çünkü bazı ihanetler bir evi yıkar. Ama bazı anneler de cehennemden geri dönüp kızlarına sonunda huzurla uyuyabilecekleri bir hayat kurar.