Bir huzurevinde yaşlı bir kadının oğluymuş gibi davranmam için bana para ödediler
BÖLÜM 2 Cenazeden üç gün sonra, huzurevinin müdüresi avukat Hülya Yılmaz’ın karşısına oturdum. Midem düğüm düğümdü. Masanın üzerinde, adımın yazılı olduğu kapalı bir zarf duruyordu. — Size vermeden önce bir şey söylemem gerekiyor — dedi — Ayşe Hanım sizin onun oğlu olmadığınızı biliyordu. Nefesim kesildi. — Ne zamandan beri? — İlk haftadan beri. Zarfı yanıyormuş gibi izledim. — O zaman neden beni bıraktı? Müdüre iç çekti. — Çünkü siz geri geldiniz. Ve onun için önemli olan buydu. Zarfı titreyen parmaklarla açtım. Ayşe Hanım’ın yazısı düzensizdi; bazı kelimeler büyük, bazıları neredeyse kaybolmuştu. “Benim olmayan oğlum: Hafızam gidip geliyordu ama gözlerim görüyordu. Senin yüzünün Murat’ın yüzü olmadığını biliyordum. Yine de kalmana izin verdim, çünkü kaldın. Zarfın içinde bir anahtar var. Sakladığım şeyi aç. Paranın yarısını buradaki arkadaşlarım için kullan. Çoğunun kimsesi yok. Diğer yarısı senin ve hasta annen için. Karşılıksız verdiğin bir sevgiyi almaktan utanma.” Avucuma küçük, pirinç bir anahtar düştü. — Bu neyi açıyor? — dedim. — Bir kasa — dedi müdüre — ama bir sorun var. Murat en yakın akraba olduğu için yasal olarak bilgilendirilmesi gerekiyor. Dört gün bile geçmedi. O gece kapım öfkeyle çalındı. — Aç kapıyı Deniz! Orada olduğunu biliyorum! Annemi koltukta korkmuş halde gördüm. Kapıyı açtım. Murat Demir beni iterek içeri girdi. — Anahtar nerede? — Sizin değil. Yüzü kıpkırmızı oldu. — O benim annemdi! — O zaman neden hiç gelmediniz? Bir anlığına kırılmış adamı gördüm. Ama hemen kayboldu. — Sen yaşlı bir kadını kandırmış aç bir adamsın. Yumruklarımı sıktım. — O gerçeği biliyordu. Kısa, alaycı bir kahkaha attı. — Bunu mahkemeye de söyle. Demanslı annemin seni seçtiğini, üstelik sana para verdiğimi anlat. Cevap veremedim. — Her şeyini alacağım Deniz. Anahtarı, parayı, minibüsünü… hatta onun adını ağzına almanı bile. Kapıyı öyle sert çarptı ki camlar titredi. Bir hafta sonra dava geldi: “Nüfuz kötüye kullanımı”, “duygusal dolandırıcılık”, “savunmasız kişiyi istismar”. Sosyal medyada bile linç başlamıştı. Tanımadığım akrabalar mesaj yağdırıyordu. O gece annemin yanına oturdum. — Belki her şeyi geri vermeliyim — dedim. — O kadının isteği ne olacak? — dedi annem. — Onda avukatlar var. Bende neredeyse hiçbir şey yok.Elimi tuttu. — Oğlum, parası olmayanın en azından gerçeği olmalı. Ertesi gün tekrar huzurevine gittim. Bahçede, mor hırkalı Lupita Teyze örgü örüyordu. — Geleceğini biliyordum — dedi. Yanına oturdum. — Murat beni kandırdığımı söylüyor. Örgüsünü bıraktı. — Ayşe Hanım son günlerinde sizden bahsetti. “O benim Murat’ım değil ama kalmayı seçen çocuk” dedi. Boğazım düğümlendi. — Bunu mahkemede söyler misiniz? — Gerekirse televizyonda bile. Müdüre bana ziyaret kayıtlarını verdi. Tarihler, imzalar… benimki, aileden daha fazlaydı. Bir hemşire, Meryem, bana çiçek fişleri, Ayşe Hanım’ın dikte ettiği notlar ve onun bana gülümseyerek baktığı bir video verdi. O gece kamu avukatı Deniz Kara ile görüştüm. Mutfağındaki masada dosyaları inceliyordu. — Bu dava kazanılabilir — dedi — ama önce seni mahvederler. — Biliyorum. — Seni “yerine geçmeye çalışan evlat” diye sunacaklar. Anahtara baktım. — Ben kimsenin yerini almak istemedim. Sadece onu yalnız bırakmak istemedim. Ertesi gün Murat’ın avukatından e-posta geldi: “Şimdi çekil. Yoksa sahip olduklarını da, olabileceklerini de kaybedersin.” İki kez okudum. Sonra Ayşe Hanım’ın sözlerini hatırladım: “Sen o değilsin ama kaldın.” Bilgisayarı kapattım. Ve her şeyin daha kötü olamayacağını düşündüğüm anda, Deniz aradı. Sesi gergindi. — Deniz… belgelerde bir şey bulduk. Ve Murat bunu duyarsa çıldıracak.