Boşanma Sonrası İntikam Hikayesi
Şehrin lüks semtindeki özel klinik, bir sağlık merkezinden ziyade lüks bir oteli andırıyordu. Beyaz mermer zeminler, krem rengi mobilyalar, zarif fincanlarda ikram edilen espressolar ve sesleri önceden çalışılmış gibi kusursuz çıkan resepsiyon görevlileri... Karahan ailesi, zengin insanlara kendilerini üstün hissettirmek için tasarlanmış bu tarz yerleri çok severdi. Selin, üzerine tam oturan fildişi rengi bir elbise içinde oturuyordu, bir eli hafifçe belirginleşmiş karnının üzerindeydi. Yanında, Murat’ın annesi Melahat Hanım, yüzündeki büyük gururla onu izliyordu. “Erkek olacağını biliyorum,” dedi Melahat Hanım kendinden emin bir sesle. “Rüyamda tam üç kez gördüm.” Merve, Selin’in yanındaki beyaz zambakları düzeltti. “Düşünebiliyor musun? Babam, Karahan soyunun devam ettiğini görseydi kim bilir ne kadar gurur duyardı.” Murat ise pencerenin yanında durmuş, mesajları yanıtlıyordu; sakin ve muzaffer bir edası vardı. Artık tartışmalar yoktu. Veli toplantıları, çocukların ateşlenmesi ya da uyku rutinleri geride kalmıştı. Gerçekten kazandığını sanıyordu. Hemşire Selin’in adını seslendiğinde, Murat onunla birlikte muayene odasına geçti. Melahat Hanım da arkalarından gitmeye yeltendi ama hemşire onu kibarca durdurdu. “İçeriye sadece bir refakatçi alabiliyoruz, hanımefendi.” İçeride Selin muayene masasına uzanırken Murat onun elini sıktı. “Rahat ol,” dedi. “Birkaç dakika içinde herkes oğlumuzu kutlayacak.” Selin gergin bir şekilde gülümsedi ama dudakları titriyordu. Doktor Murat Bey ultrasona sessizce başladı. Gri görüntü ekranda dalgalandı. İlk başta her şey normal görünüyordu. Sonra doktor konuşmayı kesti. Cihazın başlığını önce bir tarafa, sonra diğer tarafa hareket ettirdi. Kaşlarının arasında küçük bir çizgi belirdi. Murat bunu anında fark etti. “Bir sorun mu var?” Doktor dosyayı inceledi, tekrar ekrana baktı ve ardından duvardaki bir düğmeye bastı. “Lütfen Üç Numaralı Oda’ya tıbbi idari birimden birini gönderin.” Selin’in rengi uçtu. “İdari birim mi? Neden?” Murat kasıldı. “Doktor Bey, neler oluyor?” Doktor Murat Bey makinenin sesini kıstı ve odayı daha da soğutan bir sakinlikle konuştu. “Bazı bilgileri doğrulamam gerekiyor. Dosyanıza göre, hamilelik yaklaşık dokuz hafta önce gerçekleşmiş.” Selin hızla başını salladı. “Evet. Dokuz hafta.” Doktor doğrudan ona baktı. “Ancak tıbbi ölçümler bu takvimle uyuşmuyor.” Murat kendini zorlayarak gergin bir kahkaha attı. “E, bu tahminler bazen yanılabilir, değil mi?” “Bu kadar büyük bir farkla değil.” Kapı açıldı; lacivert takım elbiseli bir kadın, başka bir hemşireyle birlikte içeri girdi. Dışarıda, Melahat Hanım ve Merve her kelimeyi duyabilecek kadar kapıya yaklaşmışlardı. “Cenin gelişimine dayanarak,” diye devam etti doktor dikkatlice, “bu hamilelik dokuz haftalıktan ziyade on altı haftalığa daha yakın görünüyor.” Odaya ölümcül bir sessizlik çöktü. Murat, Selin’in elini bıraktı. “Bu imkânsız.” Selin hiçbir şey söylemedi. “Bana bunun Miami tatilinden sonra olduğunu söylemiştin,” diye fısıldadı Murat. Selin gözlerini kapattı. “Murat, lütfen…” “Bu bebeğin benden olduğunu söylemiştin.” Melahat Hanım kapıyı iterek içeri girdi. “Ne demek istiyor bu doktor tam olarak?” Doktor yavaşça nefes aldı. “Bu, bize verilen takvimin, anlatılan ilk hikayeyi desteklemediği anlamına geliyor.” Merve elini ağzına götürdü. “Selin…” O kusursuz metres, nihayet çöken bir yalanın köşeye sıkıştırmasıyla, o havalı duruşunu kaybedip bir anda dehşet içinde kalmıştı. “Korkmuştum,” diye hıçkırarak ağlamaya başladı Selin. “Murat sürekli Leyla’yı boşayacağına söz veriyordu ama hiç yapmıyordu. Eğer bir bebek olursa diye düşündüm…” Murat, sanki ona dokunmak midesini bulandırıyormuş gibi kadından uzaklaştı. “Babası kim?” Selin daha da şiddetle ağladı. “Bilmiyorum.” Melahat Hanım’ın yüzündeki bütün kan çekildi. “Ne demek bilmiyorum?” “Miami’den önceydi,” diye ağladı Selin. “Tolga ile yeni ayrılmıştım ve sonra Murat yeniden hayatıma girdi. Bir şekilde yürütebilirim sandım.” Murat acı bir şekilde güldü. “Daha babasının kim olduğunu bile bilmediğin bir çocuk yüzünden benim yuvamı mı yıktın?” Klinik personeli yakındaki diğer hastaları sessizce başka tarafa yönlendirdi. Bütün sabahı veliahtlardan ve aile mirasından bahsederek geçiren Merve, şimdi Selin’e tiksintiyle bakıyordu. “Leyla’yı hiç uğruna küçük düşürdün.” Murat başını kaldırdı. Bütün gün boyunca ilk kez benim adımı hatırlıyor gibiydi. Leyla. Bir avukat ofisinde yapayalnız bıraktığı kadın. Çocuklarının annesi. Ailesinin aylardır dalga geçtiği karısı. Tam o sırada telefonu titredi. Avukat Bülent Bey’den bir mesaj geldi. “Murat Bey, imzalanan belgeleri incelediğimde, çocukların birincil velayetini, uluslararası seyahat iznini ve aile konutunun haklarından geçici olarak feragat ettiğinizi onaylıyorum. Ayrıca evlilik birliği içindeki ortak varlıkların kötüye kullanımıyla ilgili de bir inceleme başlatılmış durumda.” Murat mesajı bir kez okudu. Sonra bir daha. Yüzündeki tüm renk çekildi. “Hayır…” diye fısıldadı. Melahat Hanım yaklaştı. “Ne oldu?” Cevap vermedi. Bunun yerine benim numaramı aradı. O sırada ben, Mert omzumda uyurken, Zeynep yanımda sessizce bisküvi yerken havalimanında oturuyordum. Telefonum titredi. Murat. Görmezden geldim. Tekrar aradı. Numarayı engelledim. Bir dakika sonra başka bir numaradan mesaj geldi. “Leyla, lütfen. Konuşmamız lazım. Bu bir hataydı.” Çocuklarıma baktım. İkisi de sevginin saygı için yalvarmak zorunda olduğu bir ortamda büyümeyi hak etmiyordu. Terminalde uçağa biniş anonsu yankılandı. Sırt çantalarını aldım, derin bir nefes çektim ve kapıya doğru yürüdüm.