DEDEM KIZIMIN YÜZÜNÜ GÖRDÜĞÜ ANDA GÖZYAŞLARINA BOĞULDU

"Kıvanç'ı mı arıyorsunuz?" "Evet! Nerede olduğunu biliyor musunuz?" Kadın tereddüt etti. "Geçen ay buraya biri gelmişti. Yaşlıca bir adam. Kıvanç'la uzun uzun tartıştılar. Sonra Kıvanç bütün eşyalarını toplayıp gitti." "Nasıl bir adamdı?" Kadın adamı tarif ettiğinde kanım dondu. Çünkü tarif ettiği kişi, dedemin yıllardır görüşmediği kardeşi Nihat'tı. Ertesi sabah dedemin karşısına çıktım. "Nihat amca bu işin içinde mi?" Dedemin yüzü bembeyaz oldu. "Nihat mı?" Birkaç saniye sonra oturduğu sandalyeden kalktı. "Demek sonunda ortaya çıktı!" Dedemin anlattıkları her şeyi değiştirdi. Yıllar önce ailemiz büyük bir miras kavgası yaşamıştı. Dedemin kardeşi Nihat, babamla ortak oldukları şirketin bütün parasını zimmetine geçirmekle suçlanmıştı. Kazadan hemen sonra da ortadan kaybolmuştu. Dedem, Kerem'in ölüm belgesini hiçbir zaman kendi gözleriyle görmemişti. Bu ayrıntı beni harekete geçirdi. Eski hastane kayıtlarını araştırmak için bir avukattan yardım aldım. Günler süren uğraşın ardından inanılmaz bir gerçekle karşılaştık. Kerem, kazadan sağ kurtulmuştu! Fakat hastane kayıtlarında, aylar sonra başka bir şehre nakledildiği görülüyordu. Nakil işlemlerini yaptıran kişinin adıysa Nihat'tı. Demek kardeşim yaşıyordu! Ama Kıvanç gerçekten Kerem miydi? Avukatın yardımıyla Nihat'ın adresini bulduk. Dedemle birlikte kapısına dayandığımızda bizi karşısında görünce olduğu yerde dondu. "Kerem nerede?" diye bağırdı dedem. Nihat sandalyesine çöktü. "Ben onu korumaya çalıştım." Sonunda her şeyi itiraf etti. Kazadan sonra Kerem'in yaşadığını öğrenmiş, onu ailesinden gizlice uzaklaştırmıştı. Çocuğu başka bir aileye evlatlık vermiş, geçmişine ilişkin bütün belgeleri saklamıştı. Ama yıllar sonra Kerem'in izini kaybetmişti. "Peki Kıvanç?" diye sordum. Nihat başını kaldırdı. "Onu geçen yıl buldum. Kerem olduğunu düşündüm. Fakat bana inanmadı." "Sonra ne oldu?" "Bir gün beni arayıp bir kadınla birlikte olduğunu söyledi. Kadının adını duyunca fotoğrafını istedim." Yüzünü ellerinin arasına aldı. "Fotoğrafını görünce onun sen olduğunu anladım." Dizlerimin bağı çözüldü. "Kıvanç'a söyledin mi?" "Söyledim. Ama kanıtım olmadığını, önce araştırmam gerektiğini söyledim." Kıvanç'ın neden kaçtığını o anda anladığımı sandım. Ancak henüz öğrenmediğimiz çok önemli bir ayrıntı vardı. Nihat'ın verdiği adrese gidip Kıvanç'ı bulduk. Beni görünce gözlerinden yaşlar boşandı. "İpek nasıl?" diye sordu. Cevap vermek yerine yüzüne baktım. "Bana neden söylemedin?" Kıvanç ağlayarak dizlerinin üzerine çöktü. "Çünkü korktum. Seni kaybetmekten, bebeğimize zarar vermiş olabileceğimizden... Her şeyden!" Ona sarılmak istiyordum. Aynı zamanda bütün gücümle bağırmak. Ama önce gerçeği öğrenmeliydik. Birkaç gün sonra hepimiz hastanenin koridorunda DNA testi sonuçlarını bekliyorduk. Hayatımın en uzun saatleriydi. Doktor sonunda bizi odasına çağırdı. Dosyayı açtığında nefesimi tuttum. "Sonuçlar geldi. Öncelikle şunu söylemeliyim: Siz biyolojik kardeş değilsiniz." Kıvanç'la birbirimize baktık. Doktor devam etti. "Ancak elimizdeki eski hastane kayıtlarında ciddi bir karışıklık var. Kıvanç'ın biyolojik annesiyle ilgili bilgiler, kazadan sonra hastaneye getirilen başka bir çocuğun kayıtlarına ait." Dedem öne eğildi. "Peki torunum Kerem?" Doktor önündeki ikinci dosyayı açtı. "Onun izine de ulaştık." Kalbim çılgınca çarpıyordu. "Yaşıyor mu?" "Evet. Üstelik kendisiyle iletişime geçildi." Gözyaşlarımı tutamadım. Bir hafta sonra hastanenin bahçesinde kardeşimle tanıştım. Adı artık Ozan'dı. Kendi ailesini kurmuş, iki çocuk babası olmuştu. Bana doğru yürüdüğünde hiç düşünmeden boynuna sarıldım. Yıllardır eksikliğini bile bilmediğim bir parçama sonunda kavuşmuştum. Ancak Kıvanç'a hemen dönmedim. Çünkü yaşadığımız her şeye rağmen beni en savunmasız zamanımda terk etmişti. Korkmuş olabilirdi ama onun korkusu, benim yalnız geçirdiğim hamilelik aylarını değiştirmiyordu. Üç ay sonra Kıvanç kapımı çaldı. Elinde çiçekler ya da pahalı hediyeler yoktu. Yalnızca küçük bir oyuncak ayı taşıyordu. "İpek'in babası olmama izin verir misin?" diye sordu. Uzun süre sustum. "Benimle yeniden birlikte olmak zorunda değilsin," dedi. "Ama kızımızın hayatında olmak istiyorum. Bu kez hiçbir yere kaçmayacağım." Ona hemen güvenemedim. Fakat zamanla sözünü tuttuğunu gördüm. İpek hastalandığında sabaha kadar hastanede bekledi. İlk adımlarını attığında yanındaydı. Ben çalışırken onunla ilgilendi. Bir yıl sonra dedemin bahçesinde İpek'in ilk yaş günü için toplandık. Ozan ve ailesi de oradaydı. Kıvanç, İpek'i kucağında taşıyor, dedem ise doğum günü pastasının mumlarını hazırlıyordu. Bir ara dedemin yanına oturdum. "Keşke annem burada olsaydı," dedim. Dedem elimi tuttu. "Annen hep mutlu olmanı isterdi." Sonra bahçede oynayan İpek'e baktı. "Biliyor musun, o gün kızının gözlerini gördüğümde geçmişin bütün acıları yeniden canlandı. Seni de kaybedeceğim sandım." Başımı omzuna yasladım. "Ama beni kaybetmedin dede. Üstelik sayende kardeşimi de buldum." Dedem gülümsedi. O akşam herkes gittikten sonra Kıvanç'la uzun uzun konuştuk. Birlikte geleceğimizin nasıl olacağını hâlâ bilmiyorduk. Ancak kızımız için birbirimize karşı dürüst olacağımıza söz verdik. İpek'i yatırırken dedemin yaptığı ahşap beşiğin üzerindeki küçük yazıyı fark ettim. Daha önce hiç dikkatimi çekmemişti. "Bir çocuk dünyaya geldiğinde yalnızca bir hayat başlamaz. Bir ailenin yeniden doğması da mümkün olur." Parmaklarımı yazının üzerinde gezdirdim. O gece şunu anladım: Geçmişimizdeki hataları değiştiremezdik. Kaybettiğimiz yılları geri getiremez, kırılan güveni bir gecede onaramazdık. Ama birbirimizi sevmeyi, doğruları söylemeyi ve korktuğumuzda kaçmak yerine yan yana durmayı seçebilirdik. Kızıma baktım. Bir gözü babasınınki gibi masmavi, diğeriyse koyu kahverengiydi. Bir zamanlar beni dehşete düşüren o gözler artık başka bir anlam taşıyordu. Çünkü İpek bana hayatımın en önemli gerçeğini öğretmişti: Aile, geçmişte birbirinden koparılan insanlardan ibaret değildi. Aile, bütün gerçekler ortaya çıktığında bile birbirinin elini bırakmamayı seçen insanlardı.