Doğum yaparken kocam arkadaşlarıyla eğlenmeye gitti

Kocam arkadaşlarıyla içmeye gittiği için doğumda yanımda yoktu; beni kurtaran kişi ise onun doksan yaşındaki babaannesi oldu.

Liseden hemen sonra hamile kaldım. Mert bunu öğrendiği an bana evlenme teklif etti. Arayabileceğim ebeveynlerim ya da sığınabileceğim bir baba ocağım yoktu. İkisini de ben küçükken kaybetmiştim. Mert ile evlendiğimde, o benim dünyadaki tek dayanağımdı.Gülten Hanım’ın evinde yaşıyorduk. Düğünden sonra beş kuruşumuz olmadığı ve bebek gelmeden para biriktirmeye çalıştığımız için yanına taşınmamıza izin vermişti. Mert sanki ev şimdiden kendisinmiş gibi konuşup dururdu. Gülten Hanım’ın tek erkek torunuydu; bir gün evin ona kalacağını varsayıyordu.

Mert; faturaları unutur, eve geç gelir, bulaşıkları lavaboda bırakır, sonra da sırıtıp "Yapım aşamasında bir adamla evlendin," derdi. Bebeğin onu değiştireceğine kendimi inandırıp duruyordum.

Derken, doğum yapmam beklenen günden bir gün önce eve geldim ve mutfak tezgahının üzerinde bir not buldum. Mert yoktu, sadece bir not.

Notta şöyle yazıyordu: "Çocuklar beni dışarıya davet etti. Belki birkaç gün kafa dağıtırız. Biraz zihnimi boşaltmaya ihtiyacım vardı. Ne olur ne olmaz diye Gülten Babaanne’ye sana yardım etmesini söyledim. Ama sakın ben olmadan doğurmaya kalkma!"

Tekrar aradım. Sonra yine aradım. Telesekreter. Bir daha aradım. Yine telesekreter. Mesaj attım: "Yarın doğumum var. Neredesin?" Ses yoktu.

Tekrar mesaj attım: "Mert, cevap ver." Yine ses yok. Mutfak masasına oturup o nota bakarken göğsüme soğuk bir yumrunun oturduğunu hissettim. Çok öfkeliydim.

Gece saat 02:17’de, ilk gerçek sancı öyle bir vurdu ki elimdeki bardağı düşürdüm. Bardak mutfak zemininde tuzla buz oldu.

Tezgaha tutunup nefes almaya çalıştım ama sonraki sancı hızlı ve keskin geldi; aniden sessiz bir evin içinde iki büklüm kalmış, titriyordum. Yapayalnızdım.

Hemen Gülten Hanım'ı aradım. İkinci çalışta açtı.

"Efendim?" "Gülten Anne," diye inledim. "Sanırım başlıyor."

Ağlamaya başladım. Sesi anında değişti.

"Yalnız mısın?" "Evet." "Beni iyi dinle. Hemen ambulans çağırıyorum, sonra da beni hastaneye götürmesi için komşuyu arayacağım. Yapabiliyorsan dış kapıyı aç. Sonra otur ve nefes al. Gücünü panikleyerek harcama."

Ambulans beni hastaneye ulaştırdığında Gülten Hanım çoktan orada bekliyordu.

"Özür dilerim," dedim. "Kimi arayacağımı bilemedim." "En doğru kişiyi aradın," dedi. "Hadi bakalım, içeri giriyoruz."

Gülten Hanım hastaneye beş dakika mesafede oturuyordu. Sonradan öğrendim ki beni aramadan önce bile komşusunu ayağa kaldırmış. Başucuma gelip elimi tuttu.

"Buradayım," dedi.

Gülten Hanım her anımda yanımdaydı. Mert hiç gelmedi. Gülten Anne soğuk bir bezle yüzümü sildi, elimi sıktı ve ne zaman nefes almam gerektiğini söyledi. Bir ara ağrı kesicim gecikince hemşireye çıkıştı: "Kızım burada doğum yapıyor, öğle yemeği rezervasyonu beklemiyor!" Hemşire anında hızlandı.

Hiç bitmeyecekmiş gibi gelen bir sancı anını hatırlıyorum. Ağlıyordum, ter içindeydim ve o kadar yorgundum ki önümü göremiyordum.

"Burada olması gerekiyordu," dedim. Gülten Hanım'ın çenesi kasıldı. "Biliyorum." "Beni bıraktı." "Onu da biliyorum."

Bir sancı daha vurdu. Paniklemeye başladım. Gülten Anne elimi sıktı ve "Bana bak. Ona değil, bana bak. Bu bebeği buraya getireceksin. Şu an yapacağın tek şey bu," dedi. Ben de öyle yaptım.

Saatler sonra kızım dünyaya geldi. Gülten Hanım'ın hıçkırarak ağladığını gördüm. Bebeğin ayağına dokunarak, "Güzel kızım benim, büyükbabaanne oldum," diye fısıldadı.

Yorgunluktan sadece bir kez gülebildim. Alnımı öptü ve "Harika başardın. Seninle gurur duyuyorum," dedi. Sonra yatağımın yanındaki boş sandalyeye baktı ve yüzündeki bütün yumuşaklık bir anda kayboldu.