DÖRT ÇOCUĞUMLA BİRLİKTE TAM DÖRT AYDIR
Bir sonraki satırı okuduğum anda dizlerimin bağı çözüldü. Dosyada şu yazıyordu: “Geçici konut tahsisi ve aile destek protokolü.” Bir an ne okuduğumu anlayamadım. Gözlerimi kırpıştırıp sayfaya yeniden baktım. Altında benim adım, çocuklarımın isimleri ve daha önce hiç görmediğim bir adres vardı. Başımı kaldırıp Süreyya Bey’e baktım. “Bu… ne demek?” diye sordum. Adam hafifçe gülümsedi. “Önce çocuklarını arabaya bindir,” dedi. “Yolda anlatacağım.” İlk tepkim geri çekilmek oldu. Dört aydır sokakta yaşayan bir adam olarak insanlara güvenmeyi çoktan bırakmıştım. Çocuklarımı tanımadığım kişilerin arabasına bindiremezdim. Bunu yüzümden anlamış olacak ki Süreyya Bey hemen ekledi: “Hiçbir yere zorla götürülmüyorsunuz. İstersen dosyadaki adresi kendin kontrol et. İstersen polisi ara. Ama çocuklarının bir gece daha burada uyumasını istemiyorum.” Tam o sırada en küçük kızım Mina, çadırın içinden öksürmeye başladı. Son birkaç gecedir hava iyice serinlemişti. Üzerine iki battaniye örtmeme rağmen sabaha karşı titreyerek uyanıyordu. Bütün gururum bir anda sustu. Çadırın içine dönüp çocukların birkaç parça eşyasını topladım. Zaten sahip olduğumuz her şey iki sırt çantasına sığıyordu. Arabaya bindiğimizde çocuklar şaşkınlıkla deri koltuklara dokunuyor, camlardan dışarı bakıyordu. Ben ise Süreyya Bey’in karşısında oturmuş, hâlâ elimdeki dosyayı sıkıyordum. Sonunda dayanamadım. “Benzinlikte neden o haldeydiniz?” diye sordum. “Dün cebinizde paranız yoktu. Bugün iki jip ve takım elbiseli adamlarla geldiniz.” Süreyya Bey’in yüzündeki gülümseme kayboldu. “Çünkü dün gerçekten param yoktu,” dedi. Şaşırdım. Sonra cebinden eski, çatlamış bir cüzdan çıkardı. “Sabah evden aceleyle çıktım. Telefonumu ve kartlarımı çalışma masamda unutmuşum. Benzinliğe geldiğimde bunu kasada fark ettim. İnsanların birkaç dakika içinde nasıl değiştiğini de orada gördüm.” Pencereden dışarı baktı. “Beni pahalı kıyafetlerle görselerdi önümü açarlardı. Ama eski ceketle, cebinde parası olmayan yaşlı bir adam görünce hakaret ettiler.” Bir süre sessiz kaldı. “Sonra sen geldin.” Boğazım düğümlendi. “Ben sadece hesabınızı ödedim.” “Hayır,” dedi. “Sen, kendi çocuklarının yemek parasını tanımadığın bir adam için harcadın.” Başımı eğdim. Bunu duyunca utandım. Çünkü çocuklar o gece gerçekten doğru düzgün yemek yiyememişti. Onlara elimdeki son paranın nereye gittiğini söylememiştim. Sadece “Yarın hallederiz,” demiştim. Yaklaşık kırk dakika sonra araçlar yüksek duvarlarla çevrili büyük bir evin önünde durdu. Kapı açıldığında çocuklarımın ağzı açık kaldı. Bahçede ağaçlar, küçük bir oyun alanı ve iki katlı müstakil bir ev vardı. “Burası kimin?” diye sordum. Süreyya Bey bana baktı. “Şimdilik sizin.” Duyduğum şeyi anlamam birkaç saniye sürdü. “Hayır,” dedim hemen. “Bunu kabul edemem.” Süreyya Bey kaşlarını çattı. “Neden?” “Çünkü ben sizden ev istemedim.” “Ben de sana sadaka vermiyorum.” Bu cümle beni susturdu. Eve girdik. Çocukların her biri için yatak hazırlanmıştı. Mutfakta yiyecek vardı. Banyoda temiz havlular, dolapta çocuk kıyafetleri duruyordu. Mina yatağı görünce ayakkabılarını bile çıkarmadan üzerine atladı. Ortanca oğlum Batur, bana dönüp fısıldadı: “Baba… bu gece yağmur yağarsa içeri su girmeyecek değil mi?” İşte o soru beni parçaladı. Dört aydır çocuklarımın normal kabul ettiği hayat buydu. Yağmur yağınca çadırın içine su girmemesi bir lükstü. Arkamı dönüp gözlerimi sildim. Süreyya Bey sessizce bekledi. Sonra çalışma masasının üzerine ikinci bir dosya koydu. “Şimdi asıl meseleyi konuşabiliriz,” dedi. Dosyayı açtığımda bir şirket logosu gördüm. Süreyya Bey, ülke genelinde onlarca akaryakıt istasyonu ve lojistik merkezi bulunan büyük bir şirketin kurucusuydu. “Ben emekli olmaya hazırlanıyorum,” dedi. “Ama yıllardır beni rahatsız eden bir şey var. İnsanların CV’lerine bakarak iş veriyoruz ama karakterlerini hiç tanımıyoruz.” Ne söyleyeceğini anlayamıyordum. “Dün benzinlikte güvenlik kameralarını izlettim,” diye devam etti. “Senin bana yardım ettiğini gördük. Sonra çalışanlarım seni araştırdı.” Bir anda gerildim. “Beni mi araştırdınız?” “Evet. Ve dört ay önce çalıştığın deponun kapanmasıyla işsiz kaldığını, aynı ay ev sahibinin seni çocuklarınla birlikte evden çıkardığını öğrendik.” Yutkundum. Hayatımın en utandığım dönemini yabancı birinin ağzından duymak ağır gelmişti. Ama Süreyya Bey devam etti. “Eski işvereninle de konuştum.” Kalbim hızlandı..