Emekli Anne Çocuklara Bakıcı Oluyor
Nihayet gece saat 2’de, gülerek ve alkol kokarak geldiler. Leyla, uyuyan kızını teşekkür bile etmeden alırken, “Aman anne, abartma. Biraz nefes almaya ihtiyacımız vardı. Senin yanındayken iyiler işte,” dedi. En sarsıcı olanı ise, bedavaya yaptığım bunca şeye rağmen beni hâlâ eleştirmeleriydi. Bir gün Leyla, çocuğuna reçelli ekmek verdiğim için beni azarladı. “Şeker yiyemeyeceğini biliyorsun. Diyetini mahvediyorsun. Eğer onlara bakacaksan, bunu düzgünce yap,” dedi küstahça. Yemeklerinin parasını ben ödüyor, arkalarını ben topluyordum. Yine de bana bir çalışanmışım gibi davranıyorlardı. Ömer bile evin çok ağır dezenfektan koktuğundan ve bunun çocuklar için kötü olduğundan şikayet ediyordu. Kendimi görünmez hissediyordum. Onca yıl çalışan Meryem değil; onları büyüten anne değil; sadece… onların sorunlarını çözmek için var olan o "babaanne"ydim. Son damla, Ömer’i telefonda konuşurken duyduğumda geldi: “Hafta sonu gezisi için endişelenme. Annemin yapacak hiçbir işi yok, o çocuklara bakar.” O hafta sonu, valizlerle geldiklerinde hiçbir şey söylemedim. Gülümsedim, çantaları aldım ve onlara iyi yolculuklar diledim. Her şeyin hallolduğunu düşünerek mutlu mesut gittiler. Ama çoktan karar verdiğimi bilmiyorlardı. Aynı öğleden sonra, güvendiğim bir komşumu aradım. Sonra bir gezi rezervasyonu yaptım. Valizimi bebek bezleri veya oyuncaklarla değil; elbiselerim, yürüyüş ayakkabılarım ve güneş kremimle doldurdum. Evimi temizledim, her yeri kilitledim ve yeni bir şeyi seçtim: Kendimi. Pazartesi sabahı, Ömer gelmeden çok önce, havaalanına giden bir taksideydim bile. Kapıya bir not bıraktım: “Emekliliğimin tadını çıkarmaya gittim. Çocuklar sizin sorumluluğunuzda, benim değil. Hayır demeyi öğrendiğimde döneceğim.” Paniklediler. İşe gidemediler. Planlarını iptal ettiler. Dünyanın parasını verip bakıcılar tuttular. İlk defa, yapageldiğim şeyin değerini anladılar. İki ayımı deniz kenarında geçirdim. Yürüdüm. Dinlendim. Yaşadım. Özgürce. Döndüğümde beni havaalanında ellerinde çiçekler ve yorgun yüzlerle karşıladılar. “Özür dileriz anne,” dedi Ömer. “Bunun ne kadar zor olduğunu unutmuşuz.” “Unutmadınız,” dedim sakince. “Sadece görmemek daha kolayınıza geldi.” Şimdi torunlarımı hâlâ görüyorum. Haftada iki kez. Çünkü ben öyle istiyorum. Evim yeniden sessiz; çiçeklerle, huzurla ve kaybettiğim o şeyle dolu: Kendi zamanım üzerindeki kontrolümle. Çünkü büyükanne ve büyükbabalar çocuklarını zaten büyüttüler. Şimdi… Sıra onlarda.