Erkek arkadaşımın boyu
Futbol takımının kaptanı —daha önce gülen Mert adında bir son sınıf öğrencisi— beceriksizce öne doğru bir adım attı. "Ben..." Zorlukla yutkundu. "Özür dilerim dostum. Gerçekten. Bu yapılan çok yanlıştı." Başka bir öğrenci başını salladı. Sonra bir diğeri. Aniden, artık kimse gaddarlıkla ilişkilendirilmek istemiyordu. Sevim Hanım mikrofonu Umut'un eline verdi. Artık kimse gaddarlıkla ilişkilendirilmek istemiyordu. "Bir şey söylemek zorunda değilsin," dedi ona nazikçe. Ama Umut derin bir nefes aldı, ardından mikrofonu kaldırdı. "Eskiden," dedi yavaşça, "insanları yeterince uzun süre görmezden gelirsem sonunda duracaklarını düşünürdüm. Ama dürüst olmak gerekirse? Bazen bir şeyler canını yakmıyormuş gibi davranmak, insanlara yaptıkları şeyin normal olduğunu öğretir." Gözlerimin tekrar yaşlarla dolduğunu hissettim. Sadece bu sefer, kırgınlıktan değildi. Umut derin bir nefes aldı, ardından mikrofonu kaldırdı. "Bu yüzden sanırım bu gece sadece teşekkür etmek istiyorum," diye devam etti Umut. "Bana gülen insanlara değil. Gülmeyen insanlara." Bana dönmek için yüzünü çevirdi. "Ve özellikle Olivia'ya. Bana hiçbir zaman utanılacak biriymişim gibi davranmadı." Elini tuttum ve ona gülümsedim. Umut kalabalığa son bir kez baktı. "Hepiniz bu konuşmayı duymadan önce kimsem tam olarak aynı kişiyim; tek fark, artık dikkat ediyor olmanız." Sonra mikrofonu geri verdi. Yarım saniyeliğine kimse kımıldamadı. Sonra alkış koptu. Umut kalabalığa son bir kez baktı. And aniden Umut'un da biraz ağladığını fark ettim. Sevim Hanım DJ kabinine doğru eğildi. "Müziği çal," diye emretti. Yavaş şarkı yeniden başladı. Sonra Umut ve bana gülümsedi. "Sanırım bu ikisi bir dansın ortasındaydı." Umut bana doğru dönerken kalabalık içgüdüsel olarak açıldı. "Hâlâ gitmek istiyor musun?" diye sordu yumuşakça. "Sanırım bu ikisi bir dance'ın ortasındaydı." Salonun etrafına baktım. Bizimle göz teması kurmayı reddeden öğrencilere. Umut'un özel ders verdiği ve hâlâ alkışlayan birinci sınıf öğrencilerine. Sonunda Umut'u gerçekten olduğu gibi gören insanlara. Sonra tekrar ona baktım. "Hayır," dedim. And bu sefer birlikte dans pistine yürüdüğümüzde kimse gülmedi. Sonunda Umut'u gerçekten olduğu gibi gören insanlara.Herkes yeniden dans etmeye başlamıştı ama gecenin en büyük sürprizi henüz yaşanmamıştı. Yaklaşık yarım saat sonra okul müdürü sahneye çıktı ve mikrofonu eline aldı. "Öğrenciler, ayrılmadan önce son bir duyurumuz var," dedi. Salonda hafif bir uğultu yükseldi. Herkes bunun mezuniyetle ilgili sıradan bir konuşma olduğunu düşündü. Müdür elindeki dosyaya baktı. "Bu yıl ilk kez verilen bir bursumuz var. Burs komitesi, akademik başarı kadar karakter, liderlik ve topluma katkıyı da değerlendirdi." Kimse pek ilgilenmiyordu. Ta ki müdür bir sonraki cümleyi kurana kadar. "Bu bursun sahibi... Umut Çetin." Salonda yeniden sessizlik oluştu. Ama bu kez farklı bir sessizlikti. Müdür devam etti: "Bu burs yalnızca üniversite eğitimini değil, konaklama, yaşam giderleri ve araştırma projelerini de kapsıyor. Toplam değeri dört yıl için yaklaşık iki milyon liradır." Bir anda herkes birbirine baktı. Az önce onunla dalga geçen öğrencilerin yüzlerindeki ifade tarif edilemezdi. Umut ise donup kalmıştı. "Bir yanlışlık olmalı," diye fısıldadı. Sevim Hanım gülümsedi. "Hayır. Bu bursu kazanan öğrenciyi altı aydır gizlice değerlendiriyorlardı." Müdür başını salladı. "Komite üyelerinden biri bu akşam burada." Ön sıradaki yaşlı bir adam ayağa kalktı. Onu hemen tanıdım. Birçok okulun ve üniversitenin yönetim kurulunda bulunan ünlü iş insanı Kemal Arslan'dı. Adam mikrofonu aldı. "Umut'u ilk kez geçen sonbaharda gördüm," dedi. "Torunum matematikten kalmak üzereydi. Bir gün okuldan eve geldi ve hayatını değiştiren bir öğrenciden bahsetti." Adamın gözleri Umut'a döndü. "Meğer o öğrenci senmişsin." Salon tamamen sessizdi. "Torunum sadece matematik öğrenmedi. Kendine güvenmeyi öğrendi. Sonra başka öğrencilerle konuştum. Sonra öğretmenlerle." Duraksadı. "Ve fark ettim ki herkes senin boyundan bahsediyordu ama kimse senin karakterinden bahsetmiyordu." Umut'un gözleri dolmuştu. Adam devam etti: "Hayatta bazı insanlar odalara girdiklerinde dikkat çekerler. Bazılarıysa odadan çıktıktan sonra geride bıraktıkları iyiliklerle hatırlanırlar." Sonra cebinden küçük bir kutu çıkardı. "Bu bursun yanında sana bir teklifim daha var." Salondaki herkes nefesini tuttu. "Üniversiteyi bitirdiğinde şirketimde seni bekleyen bir pozisyon olacak." Bu kez alkışlar adeta spor salonunu sarstı. Ama asıl şaşırtıcı olan hâlâ gelmemişti. Kalabalığın arasından yaşlı adamın torunu ayağa kalktı. O çocuk, iki yıl önce Umut'la en çok dalga geçen öğrencilerden biri olan Mert'ti. Mert'in sesi titriyordu. "Bir şey söylemek istiyorum." Salondaki herkes ona döndü. "Geceleri eve gidip onun hakkında şakalar yapıyordum." Utançla yere baktı. "Sonra matematikten kalınca yardım isteyecek kimsem kalmadı." Derin bir nefes aldı. "Bana yardım eden tek kişi Umut oldu." Gözlerini kaldırdı. "Benden nefret etmesi gerekiyordu." Sessizlik. "Ama etmedi." Artık birçok öğrencinin gözleri dolmuştu. Mert devam etti: "Bugün anladım ki yıllarca onun boyuna baktık." Umut'a döndü. "Meğer küçük olan sen değilmişsin." Salonda çıt çıkmıyordu. "Bizmişiz." Bu sözlerden sonra alkışlar yeniden yükseldi. Bazı öğrenciler ayağa kalktı. Sonra diğerleri. Bir dakika içinde bütün salon ayaktaydı. Dakikalarca süren bir alkış tufanı başladı. Umut başını eğmiş ağlıyordu. Ben de ağlıyordum. Ama o gece öğrendiğim şey şuydu: İnsanlar bazen birinin ne kadar uzun olduğunu görmek için başlarını kaldırırlar. Oysa gerçek büyüklük, yukarı bakmayı değil, derine bakmayı gerektirir. Ve o mezuniyet balosundan yıllar sonra bile kimse o gece Umut'un boyunu hatırlamadı. Ama herkes, bütün bir salonun ilk kez gerçekten bir insanı gördüğü o anı hatırladı.