Eşim işteyken erken doğum sancılarım başladı

Cebinden çıkardığı şeyi kayınvalidemin avucuna sessizce bıraktığında, ne olduğunu gördüm. Küçük, şeffaf bir plastik poşetti. İçinde hastane bilekliği vardı. Ama bu benim bilekliğim değildi. Üzerindeki ismi okuyabilmek için başımı kaldırmaya çalıştım. Sancılar arasında gözlerimi kısıp tekrar baktım. “Sude Yalçın.” İsim bana hiçbir şey ifade etmiyordu. Fakat kayınvalidemin yüzündeki ifadeyi gördüğüm anda, bunun sıradan bir hastane bilekliği olmadığını anladım. Kayınvalidem poşeti hızla avucunun içinde sakladı. “Bunu neden ona verdiniz?” diye fısıldadım. Hemşire bir an bana baktı. Sonra kayınvalideme. “Bence artık söylemelisiniz,” dedi. Kayınvalidem başını öne eğdi. “Henüz zamanı değil.” Kalbim daha hızlı atmaya başladı. “Ne zamanı değil?” Kimse cevap vermedi. Tam o sırada karnımdaki sancı yeniden şiddetlendi. Gözlerimi kapatıp dişlerimi sıktım. Hemşire yanıma gelip cihazları kontrol ederken kayınvalidem kapıya doğru birkaç adım attı. “Bir dakika dışarı çıkabilir miyim?” diye sordu. “Hayır.” Sesim beklediğimden daha sert çıkmıştı. Kayınvalidem durdu. “Sen burada kalacaksın,” dedim. “Bana ne olduğunu anlatmadan hiçbir yere gitmeyeceksin.” Hemşire derin bir nefes aldı. “Hanımefendi, size bir şey söylemem gerekiyor.” Boğazım düğümlendi. “Ne?” Hemşire elindeki dosyaya baktı. “Bu hastaneye ilk kez gelmiyorsunuz.” Kaşlarımı çattım. “Ne demek istiyorsunuz?” “Geçen hafta kayınvalideniz buraya geldi.” Başımı ona çevirdim. “Ne?” “Gebelik kayıtlarınız ve doğum planınız hakkında bazı sorular sordu. Ayrıca sizinle ilgili bir dosya bırakıldı.” Kayınvalideme baktım. Yüzü bembeyaz olmuştu. “Benden habersiz hastaneye mi geldin?” “Ben sadece…” “Ne yaptın?” Kayınvalidem cevap vermedi. Hemşire masanın üzerindeki dosyadan bir kâğıt çıkardı. “Bu belgeyi imzalayan kişi siz misiniz?” Kâğıda baktım. Altındaki imza benim değildi. Ama adım yazıyordu. O an içimde korkunç bir şüphe oluştu. “Bu ne?” Hemşire dudaklarını birbirine bastırdı. “Bebeğiniz doğduktan sonra yapılması planlanan bir işlemle ilgili.” “Ne işlemi?” Kayınvalidem aniden araya girdi. “Yeter.” İlk kez onu böyle gördüm. Sesi titriyordu. “Daha fazla söyleme.” Hemşire ona sertçe baktı. “Bu kadın sizin gelininiz. Kararı o verecek.” O anda kapı açıldı. Doktor içeri girdi. “Nasıl gidiyoruz?” Hemşire doktorun yanına eğilip birkaç kelime fısıldadı. Doktorun yüzündeki ifade bir anda değişti. Bana döndü. “Hanımefendi, öncelikle sakin olmanızı istiyorum.” “Bana gerçeği söyleyin.” Doktor kayınvalideme baktı. Sonra elindeki dosyaya. “Bebeğinizin erken doğması nedeniyle bazı testler yapılacak.” “Bunu biliyorum.” “Fakat başka bir konu daha var.” “Ne?” Doktor bir an sustu. “Bebeğiniz doğduktan sonra kan grubu ve bazı genetik testler yapılması için önceden talepte bulunulmuş.” “Kim tarafından?” Odadaki sessizlik her şeyi söylüyordu. Kayınvalideme döndüm. “Sen mi?” Gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. “Ben sadece bebeğin güvende olduğundan emin olmak istedim.” “Benim iznim olmadan mı?” “Bilmiyorsun…” “Hayır! Gerçekten hiçbir şey bilmiyorum!” Sesim odada yankılandı. Tam o sırada kapının önünde bir hareketlilik oldu. Başımı çevirdiğimde Barış’ı gördüm. Üzerinde iş kıyafetleri vardı. Yüzü ter içindeydi. Belli ki saatlerce yol gelmişti. “Ne oluyor?” diye sordu. Onu görünce gözlerim doldu. “Barış…” Yanıma geldi, elimi tuttu. “Buradayım.” Sonra annesine baktı. “Anne, ne yaptın?” Kayınvalidem ağlamaya başladı. “Ben bunu sizin iyiliğiniz için yaptım.” Barış’ın yüzü sertleşti. “Ne yaptın?” Kayınvalidem cevap vermedi. Hemşire masanın üzerindeki plastik poşeti aldı ve Barış’a gösterdi. “Bunu tanıyor musunuz?” Barış poşete baktı. İçindeki bilekliği görünce yüzü değişti.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.