Vicdansız Ailenin Büyük Yanılgısı

Mutfak masasının üzerinde annemin bıraktığı el yazısı bir not duruyordu: “Sağlık tedavisi için ayırdığımız parayı aldık, gemi turuna gidiyoruz. Döndüğünde Reşat ile sen ilgilenirsin. Artık ona bakmaktan bıktık.” Deniz tabip subayı olarak görev yaptığım dokuz aylık zorlu görevden henüz yeni dönmüştüm. Aylardır evime gelmenin, özellikle de beni kendi kızı gibi büyüten üvey babam Reşat’a sarılmanın hayalini kuruyordum. Ancak Çanakkale’deki evimizin kapısını açtığımda beni soğuk, karanlık ve sessiz bir ev karşıladı. Yatak odasına koştuğumda Reşat’ı yatakta titrerken buldum. Aşırı derecede susuz kalmıştı, üstü başı kirliydi ve konuşacak gücü bile yoktu. İleri derece pankreas kanseriydi ve doğrulmak için bile yardıma ihtiyacı vardı. Onu temizledim, ısıttım ve hemen doktorunu aradım. Bir yandan da mutfakta hazırladığım çorbayı içirirken, “Annem nerede?” diye sordum. Reşat gözlerini kapatıp fısıldadı: “Tatile gittiler…” Ortak banka hesabımıza baktığımda gözlerime inanamadım. Bakiye sadece 800 liraydı! Her ay maaşımdan aktardığım yaklaşık 6 milyon lira (170 bin dolar); lüks gemi turlarına, kumarhanelere ve marka kıyafetlere harcanarak bir haftada bitirilmişti. Üstelik annem Birsen, Reşat’ın gazi madalyalarını bile “eski metal parçaları” diyerek internette satmıştı.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.