Eşinin cenazesinden dönen yaşlı dul kadın
3 ay boyunca Elif, Ayşe Hanım’ı kendi evinde adeta bir hizmetçiye çevirmişti. Sabah 5’te ıhlamur ve adaçayı hazırlığı, ardından kahvaltı, çocukların okul çantaları, temizlik, çamaşırlar, mutfak işleri, misafir ikramları… En küçük bir hata bile büyütülüyordu. Eğer kahvaltıdaki poğaça biraz sert olursa Elif, misafirlerin yanında alaycı bir sesle “Yaşlandı artık, eli ayağı eskisi gibi tutmuyor ama biz yine de ayıp olmasın diye yanında tutuyoruz,” diyordu. Emre her şeyi görüyordu. Ama hep aynı cümleyi söylüyordu: “Anne, Elif’e de çok yük biniyor. Lütfen büyütmeyelim.” Ayşe Hanım’ı en çok yakan Elif’in sertliği değil, oğlunun sessizliğiydi. Yine de Zeynep ve Kerem ona sığınıyordu. Geceleri Zeynep gizlice gelip cebine bisküvi bırakıyordu. Bir gece fısıldadı: “Anneanne, siz gerçekten fakir mi oldunuz?” Ayşe Hanım torununun saçlarını okşadı. “Hayır kızım… Anneannen sadece insanların parası olmadığında nasıl yüz değiştirdiğini izliyor.” Bir gün Ayşe Hanım eski bir elbise giyip dışarı çıkma bahanesiyle Beşiktaş’a gitti. Orada Mehmet Demir’in avukatı Selim Karahan onu bekliyordu. Masanın üzerine dosyaları koydu. Konak aslında bir aile vakfına kayıtlıydı ve ana yetkili Ayşe Hanım’dı. İstanbul, İzmir ve Antalya’daki mülkler, şirket hisseleri, sigorta yatırımları ve Bodrum’daki sahil villası… Hepsi yasal olarak güvende ve onun kontrolündeydi. İstese o gün her şeyi ortaya çıkarabilir, herkesi evden çıkarabilirdi. Ama Ayşe Hanım paradan çok gerçeği görmek istiyordu. Ve o gerçek çok uzun sürmedi. Bir öğleden sonra Elif, kadınlar gününe katılacağını söyleyerek evden çıktı. Ayşe Hanım sessizce onu takip etti. Elif, Nişantaşı’ndaki lüks bir restoranda genç bir adamla buluştu. Ellerini birbirlerine öyle bir tuttular ki, evli bir çiftin bile çekineceği bir yakınlık vardı. Ayşe Hanım titreyen ellerle birkaç fotoğraf çekti. O gece bilgisayar açık kalmıştı. Ekranda Elif’in mesajları görünüyordu. “Yaşlı kadını avukata götürmeyin.” “O kadar küçük düşürün ki evrakları kendi imzalasın.” “Ne kadar malı olduğunu öğrenirsek hepsini alırız.” Adamın adı: Rıza. Ertesi sabah kahvaltı masasında Emre bir dosya buldu. Yüzü bir anda bembeyaz kesildi. Tam o sırada Elif içeri girdi ve Ayşe Hanım’ın elindeki fotoğrafları gördü. İlk kez Elif’in ağzından tek bir kelime çıkmadı. BÖLÜM 3 Elif, fotoğraflara atılmak ister gibi saldırdı ama Ayşe Hanım elini geri çekmedi. Üç ay sonra ilk kez dik duruyordu. Sesi titremiyordu. Gözlerinde acının yerine net bir kararlılık vardı. “Bir adım daha atarsan,” dedi Ayşe Hanım sakin ama keskin bir sesle, “bu fotoğraflar hemen Selim Karahan’a gider. Sonra eşine, ailene ve herkesin önünde ‘örnek gelin’ rolü oynadığın o insanlara.” Elif olduğu yerde kaldı. Yüzünde öfke vardı ama gözlerinde ilk kez gerçek bir korku belirmişti. Emre dosyaları karıştırıyordu. Her sayfa onun zihnindeki bir yanılgıyı yırtıyordu. “Anne… bu… bunların hepsi sizin adınıza mı?” Ayşe Hanım ona baktı. İsterse o an onu yerle bir edebilirdi. “Beni köpek kulübesine gönderdiniz” diyebilirdi. Ama demedi. “Bunlar benim değil,” dedi sakin bir sesle. “Bunlar babanla benim emeğimiz. Aradaki fark şu: Baban, ben aç kalmayayım diye her şeyi önceden güvenceye aldı. Senin bildiğin gibi değil.” Emre sandalyeye çöktü. Eli titriyordu. Elif’e döndü. “Bana… her şeyin benim adıma olduğunu söylemiştin.” Elif aniden bağırdı: “Bana da öyle söylendi! Ben nereden bilebilirdim?” Ayşe Hanım’ın sesi bu kez sertleşti. “Oyun mu diyorsun? Üç aydır oynadığın şey neydi o zaman? Bir dul kadını köpek kulübesine göndermek mi? Çocukların önünde onu küçük düşürmek mi? Onu hizmetçiye çevirmek mi?” Bilgisayar ekranını işaret etti. “Peki bu mesajlar da oyun mu?” Emre ekrana baktı. Mesajlar açıktı. “Avukata gitmesine izin vermeyin.” “Onu o kadar sıkıştırın ki kendisi imzalasın.” “Malını öğrenirsek her şeyi alırız.” İsim: Rıza. Emre fısıldadı: “Rıza kim?” Elif dişlerini sıktı. “Sadece bir arkadaş.” Ayşe Hanım fotoğrafları masaya bıraktı. Elif’in Nişantaşı’ndaki bir restoranda Rıza’nın elini tuttuğu görüntüler… sonra daha fazlası… Emre’nin yüzü bembeyaz oldu. “Bu mu arkadaşlık?” dedi Emre. Elif ağlamaya başladı. “Yalnızdım! Sen hep işteydin! O sadece beni dinledi!” Ama Emre artık duymuyordu. “Sen benim annemi yok etmeye çalıştın.” Elif parmağını Ayşe Hanım’a uzattı. “Asıl siz her şeyi sakladınız!” Ayşe Hanım sakin kaldı. “Ben saklamadım. Sadece senin gerçek yüzünü görmek istedim.” Zeynep merdivenlerdeydi. Kerem onun arkasında. Her şeyi duymuşlardı. Zeynep aşağı indi. “Anneanne kalacak,” dedi ağlayarak. Elif bağırdı: “Odana git!” Bu kez Ayşe Hanım Zeynep’i arkasına aldı. “Artık bu evde kimse bir çocuğa bağırmadan önce iki kere düşünecek.” O gün Selim Karahan eve geldi. Belgeler incelendi. Vakıf sistemi, mülkiyet yapısı, mesajlar, planlar… her şey açıktı. Hukuki durum netti. “Bu artık aile meselesi değil,” dedi Selim Karahan. “Bu, baskı ve mülkiyet üzerinden kurulan bir manipülasyon dosyası.” Elif ilk kez gerçekten korktu. “Beni hapse mi atacaksınız?” Emre cevap vermedi. Sadece annesinin önünde diz çöktü. “Sizi koruyamadım.” Ayşe Hanım geri çekildi. Bu bir reddetme değil, bir gerçeğin ağırlığıydı. “Özür sözle olmaz Emre. Davranışla olur.”