Eski Zorbayla Hesaplaşma

Banu telefonuma doğru atıldı. O ulaşamadan kenara çekildim. Topuklu ayakkabılarıyla sendeleyip bir masanın kenarına çarptı ve üç şampanya kadehini yere devirerek paramparça etti. "Kapat şunu!" diye çığlık attı. "Hayır." Gökhan onun kolunu sertçe tuttu. "Banu, kes sesini." Banu ona bir tokat attı. Tokat sesi balo salonunda yankılandı. "Bunun gömüldüğünü söylemiştin!" diye bağırdı. Birileri sesli bir şekilde nefesini tuttu. Başımı hafifçe yana eğdim. "Teşekkür ederim." Mezuniyet sınıfımızın yarısının, iki yerel muhabirin ve barın yanında lacivert takımlı bir şekilde duran devlet konut müfettişinin önünde az önce neyi itiraf ettiğini anladığı an gözleri fal taşı gibi açıldı. Müfettişi buraya yanımda getirdiğim davetlim olarak çağırmıştım. Müfettiş sakince öne çıktı, rozetini çoktan havaya kaldırmıştı. "Bay ve Bayan Varol, ikinizin de benimle gelmesi gerekecek." Banu hemen geri çekildi. "Hayır. Hayır, bu bir mezunlar buluşması. Bu bir parti." "Öyleydi," diye cevap verdim. Arkamızdaki ekran tekrar değişti. Banka transferleri. Sahte tedarikçi sözleşmeleri. Başka şehirlerdeki projelerden kopyalanmış tadilat fotoğrafları. Banu’nun adının parlak sarı ile işaretlendiği e-postalar. Ardından kiracı beyanları geldi. Isınma sistemi olmadan yaşayan yaşlı mahalle sakinleri. Tavanı çöken yalnız bir anne. Apartmanına yayılan siyah küf yüzünden hastanelik olan bir gazi. Her cümle bir öncekinden daha ağır geliyordu. Kalabalık artık eğleniyor gibi görünmüyordu. Mideleri bulanmış gibi bakıyorlardı. Banu çaresizce destek bulmak için yüzlerine baktı ama sadece çöküşünü kaydeden telefonları gördü. Gökhan’a, "Onlara söyle!" diye bağırdı. "Bunun senin fikrin olduğunu söyle!" Gökhan ona, sanki tanınmaz biri haline gelmiş gibi baktı. "Benim fikrim mi?" diye tersledi. "Her onayı sen imzaladın!" "Beni sen zorladın!" "Daha hızlı büyümemiz için bana sen yalvardın!" İmparatorlukları halkın önünde parçalandı; ama asilce değil, çaresizce. Açgözlülük asla zarif bir şekilde ölmezdi. Sesimi yükseltmeden izledim. İşte Banu’nun anlayamadığı kısım buydu. Gözyaşı bekliyordu. Öfke. Titreyen eller. Eski Nilsu’yu bekliyordu; tüm okula alay etmesi için öğrettiği o kızı. Ama o eski Nilsu, ona rağmen hayatta kalmıştı. Şimdi burada duran kadının elinde mahkeme celpleri, sözleşmeler, tanıklar ve yakacak kadar soğuk bir sükunet vardı. Banu bana döndü, rimeli yanaklarından aşağı siyah nehirler gibi akıyordu. "Bunu sen mi planladın?" "Evet." "On yıl boyunca mı?" "Hayır," diye cevap verdim. "Altı ay boyunca. Diğer dokuz buçuk yılı ise senin tanıman gereken o kişi haline gelmekle geçirdim." Yüzü acıyla büküldü. "Hayatımı mahvettin," diye fısıldadı. Bir adım yaklaştım. "Hayır Banu. Sadece denetledim." Kameralar her adımlarını takip ederken müfettiş onlara çıkışa kadar eşlik etti. Gökhan başını eğik tuttu. Banu ise ayakkabısının topuğu kırılana ve neredeyse düşene kadar direndi. Kimse onu tutmak için elini uzatmadı. Kapı eşiğinde bana geri baktı. Kısa bir an için, kantinde hâlâ günlüğümü tutan, hâlâ odadakilerin gülmesini bekleyen o kızı gördüm. Bu sefer kimse gülmedi. Altı ay sonra Varol Gayrimenkul’e kayyum atandı. Gökhan, dolandırıcılık ve komplo suçlamalarını kabul etti. Banu, daha fazla ses kaydı ortaya çıkınca anlaşmayı kabul etmeden önce herkesi suçlamayı denedi. Tüm varlıkları donduruldu. Köşkleri satışa çıktı. İsimleri, iş etiği seminerlerinde ibretlik örnekler olarak anılmaya başlandı. Kiracıların zararları tazmin edildi. Kış gelmeden tadilatlar başladı. Bana gelince; babamın eski evini geri aldım, verandasını onardım ve bir zamanlar yabani otların bittiği yere lavantalar diktim. Bir akşam, üzerinde gönderen adresi olmayan bir mektup geldi. Onu hiç açmadım. Şöminenin yanına koydum, alevlerin köşesini tutuşturmasını izledim ve göğsümde hiçbir ağırlığın kalmadığını fark ettim. Ne öfke. Ne korku. Sadece huzur. Sonra telefonum çaldı. Başka bir müşteri. Sayıların içinde saklı bekleyen başka bir yalan. Gülümseyerek açtım. "Ben Nilsu Berk, buyurun."
Copyright © 2015. All Rights Reserved.