BÖLÜM 1.Defne, mutfak adasının yanında durmuş, nefesi kesilinceye kadar ağlıyordu. Minicik ellerini okul üniformasına sımsıkı kenetlemişti. Kocam İlhan, öfkeden kıpkırmızı kesilmiş yüzüyle tepesinde dikiliyordu. Hemen yanında ise Ceyda duruyordu. Metresi. Varlığından üç aydır şüpheleniyordum. Sadece onu kendi mutfağımda şarap yudumlarken bulmayı hiç beklememiştim. Tezgâhın üzerinde gümüş rengi, ışıltılı bir gece elbisesi duruyordu; bir kenarı boydan boya yırtılmıştı. “Mahvetmiş elbiseyi,” diye çıkıştı İlhan. “Tam on bin dolar, Zeynep. Kızının yaptıklarının bedelini öğrenmesi gerek.” Benim kızım. Bizim kızımız değil. Bu iki kelime bana her şeyi anlatmaya yetti. Ceyda kollarını kavuşturup bana doğru küçümser bir bakış attı. “Çocuklar kıskanç olur. Beni burada görünce muhtemelen kriz geçirdi.” Defne, gözlerinde biriken yaşlarla çaresizce bana baktı. İlhan’a cevap vermeden yanından geçip gittim, yere diz çöküp Defne’nin titreyen elini tuttum. “Yukarı gel.” “Zeynep, seninle konuşuyorum!” diye gürledi İlhan. “Seni duydum.” Bu sakin cevabım, ona bağırsaydım hissedeceği korkudan çok daha fazlasını hissettirdi. Defne’nin odasına geçip kapıyı kilitledim ve nefesi düzene girene kadar ona sarıldım. Sonra omzuma doğru fısıldadı: “Anneciğim, elbiseyi o yaptı.” Yavaşça geri çekildim. “Kim?” “Ceyda. Elbiseyi kendi elleriyle kesti.” İçim buz kesti. Defne, meyve suyu almak için aşağı indiğinde Ceyda’yı küçük bir makasla dikişleri sökerken gördüğünü anlattı. Ceyda izlendiğini fark edince Defne’nin bileğini sıkıp sesini çıkarmaması için onu tehdit etmişti. Ardından İlhan eve gelmişti. Ceyda ağlamaya başlamış ve suçlu Defne olmuştu. “Babam, yalan söylemeye devam edersem beni evden göndereceğini söyledi,” diye hıçkırdı Defne. Bu cümle, kocam için içimde kalan son sevgi kırıntısını da öldürdü. Kızımın alnını öptüm. “Hiçbir yere gitmiyorsun.” Aşağıdan İlhan’ın sesi yükseldi: “Toplanmaya başlasan iyi edersin!” Çantama uzanıp telefonumu aldım. Beş erkek kardeşim vardı: Demir, Mert, Eren, Nuh ve Lokman. İlhan onlarla sürekli dalga geçer, nadiren bahsettiğim ailemden sıradan işçiler olduklarını sanarak onlara “Zeynep’in minik ordusu” derdi. Demir’in avukat olduğunu biliyordu; ancak İlhan’ın şirketini temsil eden hukuk bürosunun kurucu ortağı olduğunu bilmiyordu. Mert’in bankacılık sektöründe çalıştığını biliyordu; fakat İlhan’ın en büyük ticari kredisini Mert’in genel müdürlük yaptığı kurumun verdiğini bilmiyordu. Eren’in bilgisayardan anladığını, Nuh’un inşaatta çalıştığını, Lokman’ın ise “devlet işlerine” baktığını biliyordu. İlhan asla daha fazlasını öğrenecek kadar merak etmemişti. Aile grubumuzu açıp yazdım: Beşinize de ihtiyacım var. Bu gece. Geçen ay konuştuğumuz şeyleri de getirin. İlk cevap Demir’den geldi: Emin misin? Defne’ye baktım. Ardından bileğinde belirmeye başlayan hafif kızarıklığa. Aşağıda İlhan, sonunda bana boyun eğdirdiğini sanarak Ceyda’yla birlikte gülüşüyordu. Kızıma daha da sıkı sarıldım. Yıllarca bana sesimi bile yükseltmeden nasıl kazanılacağını öğreten o aileye az önce savaş açtığından haberi bile yoktu. BÖLÜM 2 Yirmi dakika sonra tek başıma aşağı indim. Ceyda üzerime ait ipek sabahlıklardan birini giymişti. Bu durum beni neredeyse güldürecekti. İlhan, koridordaki dolaptan çıkarıp getirdiği iki bavulu işaret etti. “Gece yarısına kadar vaktin var.” “Tamam.” Yüz ifadesi değişti; yalvaracağımı sanmıştı. Ceyda gülümsedi. “Gördün mü? Bu iş medenice de halledilebiliyormuş.” Kendime bir bardak su koydum. “Elbiseyi nereden aldın?” Gözlerini kırpıştırdı. “Ne?” “On bin dolarlık elbiseyi.” “Bellerose Atelier.” “Faturası var mı?” İlhan avucunu sertçe mermer tezgâha vurdu. “Bunun ne önemi var şimdi?” “Çünkü on bin dolar talep ediyorsunuz.” Ceyda çantasından bir fatura çıkarıp bana doğru fırlattı. Faturanın fotoğrafını çektim, ardından yırtık dikişin fotoğrafını çektim. Yüzündeki gülümseme biraz soldu. İlhan alaycı bir tavırla güldü. “Dedektifçilik mi oynuyoruz?” “Hayır.” İki fotoğrafı da Eren’e gönderdim. Ardından kitaplığın üzerine monte edilmiş salondaki kameraya doğru yürüdüm. İlhan peşimden geldi. “O kamera aylardır çalışmıyor.” “Biliyorum.” Sırıttı. Bilmediği şey ise altı hafta önce birisi garajımıza girmeye çalıştıktan sonra Eren’in güvenlik sistemimizi baştan aşağı yenilemiş olduğuydu. Görünürdeki kamera bozuktu; gizli yedek kamera ise kayıttaydı. Saat 20.14’te kapı zili çaldı. Beş erkek kardeşim de dışarıda bekliyordu. İlhan onları görünce kahkaha attı. “Kardeşlerini mi çağırdın? Ciddi misin sen?” Demir koyu renk takım elbisesiyle içeri ilk giren oldu, elinde deri bir dosya taşıyordu. Mert elinde başka bir dosyayla onu takip etti. Eren dizüstü bilgisayarını tutuyordu. Nuh, Defne’nin merdivenlerden onları izlediğini görünce yüzü sertleşti. Lokman, kızımın bileğindeki çürüğe bakıp sakince sordu: “Ona kim dokundu?” Kimse cevap vermedi. Ceyda gözlerini devirdi. “Bu çok saçma.” Demir yemek masasına oturdu. “Aslında işler birazdan çok ciddi bir hâl alacak.” İlhan’ın kendine olan güveni sarsıldı. “Neden buradasın Demir?” Demir dosyasını açarak, “Çünkü Zeynep gelmemi istedi,” dedi. “Ve çünkü üç hafta önce, boşanma belgelerini hazırlamam için beni vekil tayin etti.” Derin bir sessizlik oldu. İlhan bana dik dik baktı. “Bunu önceden planladın mı?” “Beni aldatıyor olma ihtimaline karşı hazırlık yaptım.” Ceyda bir adım geriledi. İlhan hızla toparlandı. “İyi. Benden boşan. Borçların yarısı senin üstüne kalır.” Mert neredeyse gülümsüyordu. “Hangi borçtan bahsettiğine göre değişir.” Birkaç belgeyi masanın üzerinden kaydırdı. İlhan aylardır şirket parasını Ceyda’nın dairesini, mücevherlerini, tatillerini ve o elbise de dâhil tasarım kıyafetlerini karşılamak için gizli bir hesaba aktarıyordu. İlhan’ın rengi attı. Mert devam etti: “Şirket krediniz, önemli miktardaki para çekimlerinin bildirilmesini zorunlu kılıyor. Bunlar ise bildirilmedi.” “Banka kayıtlarıma mı eriştiniz?” Mert sakince, “Hayır,” diye yanıtladı. “Zeynep, yasal olarak sahip olduğu ortak ticari yazışmalarınızdaki kayıtları bize verdi. Uyum ekibim geri kalanını resmi kanallar aracılığıyla halledecek.” İlhan gözlerinde karanlık bir öfkeyle bana doğru döndü. “Seni küçük…” Lokman ikimizin arasına girdi. “O cümlenin sonunu çok dikkatli getir.” Eren dizüstü bilgisayarı çevirdi. Gizli güvenlik kamerası kayıtları oynamaya başladı. Ekranda Ceyda belirdi. Üzerinde gümüş elbiseyle mutfağa giriyor, aynada kendine bakıyor, ardından çantasından makası çıkarıp dikişi kesiyor ve bekliyordu. Birkaç saniye sonra içeri Defne giriyordu. Ceyda onun bileğini kavrıyordu. Ses olmasa bile yüzündeki tehdit son derece açıktı. Oda buz kesti. Ceyda fısıldadı: “Kapat şunu.” Eren kapatmadı. Görüntüler, İlhan içeri girene ve Ceyda anında parmağıyla Defne’yi işaret etmeye başlayana kadar devam etti. Nuh, açık bir tiksintiyle İlhan’a baktı. “Ne olduğunu sormadan bile bir çocuğu cezalandırdın.” “Bana yalan söyledi!” Sesimi alçak tutarak, “Hayır,” dedim. “İnanmak istediğin şey buydu.” Ceyda aniden çantasını kaptı. “Ben gidiyorum.” Demir başını kaldırdı. “Yerinde olsam gitmezdim.” Donakaldı. Demir telefonunu kaldırdı. “Polis zaten yolda.” Dış kapıyı açtığımda duyduğum ilk şey, sekiz yaşındaki kızımın “Ben yapmadım!” çığlığı oldu. İkincisi ise kocamın bağırışıydı: “O zaman annen on bin doları öder, yoksa ikiniz birden bu evden defolur gidersiniz.” Elimdeki anahtarlar yere düştü.