Evlat Edinme

Yıllarca, kocamın evlat edinme hayalinin bizi sonunda tam bir aile yapacağını düşündüm. Ancak gizli bir gerçek yeni kurulan ailemizi sarstığında bir seçim yapmak zorunda kaldım: Ya ihanete tutunacaktım ya da sevgi ve kaybettiğimi sandığım o hayat için savaşacaktım. Kocam on yıl boyunca çocuksuz kalma fikriyle barışmam için bana destek oldu. Sonra, neredeyse bir gecede, bana bir aile verme fikrine saplantılı hale geldi. Nedenini ise her şey için çok geç olana dek anlayamadım. Ben kendimi işime verdim, o balık tutmaya merak saldı; biz de o fazlasıyla sessiz evimizde, neyin eksik olduğunu hiç konuşmadan yaşamayı öğrendik. Bunu ilk fark ettiğimde, evimizin yakınındaki bir parkın önünden geçiyorduk. Yusuf birden durdu. “Şunlara bak,” dedi, tırmanan ve çığlık atan çocukları izleyerek. “Bir zamanlar bizim de böyle olacağımızı düşündüğümüzü hatırlıyor musun?” “Evet,” dedim. Gözlerini çocuklardan ayırmıyordu. “Bu seni hâlâ rahatsız ediyor mu?”Ona baktım. Yüzünde yıllardır görmediğim, açlık duyan bir ifade vardı. Birkaç gün sonra, kahvaltı masasında telefonunu ve bir evlat edinme broşürünü önüme doğru itti. “Evimiz çok boş geliyor, Hande,” dedi. “Öyle değilmiş gibi davranamıyorum. Bunu yapabiliriz. Hâlâ bir ailemiz olabilir.” “Yusuf, biz bu durumla barışmıştık.” “Belki sen barıştın.” Öne doğru eğildi. “Lütfen Hande. Benim için bir kez daha dene.” “Peki ya işim?” “Evde olman süreci kolaylaştırır,” dedi hızla. “Şansımız daha yüksek olur.” Daha önce hiç böyle yalvarmamıştı. Bu beni uyarmalıydı. Bir hafta sonra istifamı verdim. Eve geldiğim gün Yusuf bana öyle sıkı sarıldı ki beni hiç bırakmayacak sandım. Gecelerimizi koltukta form doldurarak ve sosyal hizmet uzmanlarının ziyaretlerine hazırlanarak geçirdik. Yusuf amansız ve tamamen odaklanmış durumdaydı. Bir gece, Yusuf onların profilini buldu. “Dört yaşında ikizler, Mert ve Yiğit. Sence de buraya aitmiş gibi görünmüyorlar mı?” “Korkmuş görünüyorlar,” dedim. Elimi sıktı. “Belki onlara yetebiliriz.” “Denemek istiyorum.” O gece ajansa e-posta gönderdi. Onlarla ilk kez buluştuğumuzda gözüm kocamın üzerindeydi. Mert’in boyuna inip ona bir dinozor çıkartması uzattı. “Bu senin en sevdiğin mi?” diye sordu. Mert, gözlerini Yiğit’ten ayırmadan hafifçe başını salladı. Yiğit fısıldadı: “O ikimizin yerine de konuşur.”Sonra sanki güvenilir olup olmadığımı tartarmış gibi bana baktı. Ben de yanlarına diz çöktüm: “Sorun değil. Ben de Yusuf’un yerine çok konuşurum.” Kocam içten, mutlu bir kahkaha attı. “Şaka yapmıyor çocuklar.” Mert hafifçe gülümsedi. Yiğit kardeşine daha da sokuldu. Eve taşındıkları gün, evde gergin ve fazla aydınlık bir hava vardı. Yusuf arabanın yanında diz çöküp söz verdi: “Sizin için birbirinin aynısı pijamalar aldık.” O gece çocuklar banyoyu adeta bir göle çevirdi ve yıllar sonra ilk kez kahkahalar her odayı doldurdu. Üç hafta boyunca ödünç alınmış bir mucizenin içinde yaşadık; uyku öncesi masallar, krep ziyafetleri, legolar ve bize uzanmayı yavaş yavaş öğrenen iki küçük çocuk… İkizler geldikten yaklaşık bir hafta sonra, bir gece karanlıkta yataklarının kenarında otururken buldum kendimi. Bana hâlâ “Anne” yerine “Hande Teyze” diyen iki çocuğun düzenli nefes alışlarını dinliyordum. Gün, Yiğit’in kaybolan bir oyuncağı için ağlaması ve Mert’in yemeğini yemeyi reddetmesiyle bitmişti. Yorganlarını çenelerine kadar çekerken Mert’in gözleri ardına kadar açıldı, endişeliydi. “Sabah geri gelecek misin?” diye fısıldadı. Kalbim sıkıştı. “Her zaman canım. Uyandığında tam burada olacağım.” Yiğit, oyuncak ayısına sarılarak yana döndü. İlk kez uzanıp elimi tuttu. Ama sonra Yusuf benden uzaklaşmaya başladı. Önce küçük şeylerle başladı. Eve geç geliyordu. “İşler çok yoğun Hande,” diyordu, gözlerimi kaçırarak.Bizimle yemek yiyor, çocuklara gülümsüyor ama tatlıdan önce çalışma odasına kaçıyordu. Bulaşıkları tek başıma toplamaya, buzdolabındaki yapışkan parmak izlerini silmeye ve kapının ardındaki boğuk telefon konuşmalarını dinlemeye başladım. Mert meyve suyunu döktüğünde ve Yiğit ağlamaya başladığında, mutfak zemininde diz çöken hep bendim. “Tamam tatlım, geçti,” diye fısıldayan bendim. Yusuf ise ya “işte acil durum” diyerek giderdi ya da dizüstü bilgisayarının mavi ışığı arkasında kaybolurdu. Bir gece, sofradaki bezelye krizinden sonra nihayet onunla yüzleştim.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.