Evlatlık bir kız, kuzenleri oyun oynarken bulaşık yıkamaya zorlandı
BÖLÜM 2 Lila yol boyunca hiç konuşmadı. Kadıköy’den Üsküdar’a doğru ilerlerken camdan dışarı bakıyor, mor çantasını göğsüne sıkıca sarıyordu. Ben direksiyonu öyle sıkmıştım ki parmaklarım beyazlamıştı; öfkemin ona yansımasını istemiyordum. Yolun yarısında sessizliği küçük sesi bozdu. —“Baba… dedemler beni neden sevmiyor?” Göğsümde bir şey sıkıştı, nefesim daraldı. Bir süre cevap veremedim. Bir çocuğa, sevginin kan bağına indirgendiği kadar dar bir düşüncenin nasıl anlatılacağını bilemezsin. Bir çocuğa, onu koruması gereken yetişkinlerin onu “daha az” gördüğünü nasıl söylersin? Arabayı yol kenarında durdurdum, kontağı kapattım ve ona döndüm. —“Beni iyi dinle Lila. Sen hiçbir şey yanlış yapmadın. Sen benim kızım, ailemsin. Seni sevmeyi bilmeyen varsa, sorun onlardadır, sende değil.” Başını eğdi. —“Ama Ece ve Defne gibi olmadığım için yardım etmem gerektiğini söylediler.” Dişlerimi sıktım. O gece onu erken yatırdım. Ilık süt hazırladım, en sevdiği pijamasını giydirdim ve uyuyana kadar yanında oturdum. Gözleri kapandığında salona geçtim, internet bankacılığını açtım ve her ay otomatik olarak annemle babamın hesabına giden ödemelere baktım. Yıllardır onları ayakta tutuyordum. Borçlarını, faturalarını, ilaçlarını, ev masraflarını ben karşılamıştım. Ve tüm bunları yaparken onlar benim kızımı aşağılamıştı. Tüm otomatik ödemeleri iptal ettim. Ayrıca her ay gönderdiğim ek desteği de kestim. Ne haber verdim, ne tartıştım, ne de açıklama yaptım. Sadece ipi çektim. İlk günler zordu. Lila değişmişti. Artık resim yaparken şarkı söylemiyordu. Okulda ne yaptığını heyecanla anlatmıyordu. Kağıtlara hep tek başına duran küçük bir kız çiziyordu. —“Bu kim?” diye sorduğumda: —“Kimse,” diyordu. İçim parçalanıyordu. Onu parka götürdüm, dondurma aldım, birlikte oyunlar oynadık. Onun güvenini yeniden inşa etmeye çalıştım. Üç hafta sonra telefonum çaldı. Mutfakta çorba yapıyordum. Arayan babamdı. Açmadım. Tekrar aradı. Bu kez açtım.Mert, ne yaptın sen?” dedi, selam bile vermeden— “Banka yazı göndermiş. Ödemeler gecikmiş.” —“O zaman siz ödeyin.” Kısa bir sessizlik oldu. Sonra annemin sesi arka plandan geldi; muhtemelen hoparlördelerdi. —“Oğlum, bize bunu yapamazsın. Burası senin büyüdüğün ev.” Acı acı güldüm. —“İlginç… Lila mutfakta ağlarken de burası benim büyüdüğüm evdi.” —“Abartıyorsun,” dedi babam. —“Hayır. Abartmak, olanı büyütmektir. Siz küçülttünüz.” Annem ağlamaya başladı. —“Mert, lütfen… hata yaptık.” —“Hata bir bardak kırmaktır. Siz bir çocuğu küçümsediniz.” Babam sertleşti. —“Bizi evsiz bırakacak mısın?” —“Bu bir sonuç.” —“Biz aileniziz.” —“Lila da benim ailem.” Annemin söylediği son cümle her şeyi bitirdi. —“Ama aynı şey değil Mert. O gerçek torun değil. Ece ve Defne kan bağı.” Gözlerimi kapattım. Gerçek ortaya çıkmıştı. —“Bunu açıkça söylediğiniz iyi oldu,” dedim— “Bundan sonra benimle iletişime geçmeyin. Lila’ya da yaklaşmayın.” Telefonu kapattım ve hepsini engelledim. Bir hafta sonra Selin aradı. Açtım çünkü biliyordum, yok sayarsam daha kötü olacaktı. —“Sen delirdin mi?” diye bağırdı— “Annem her gün ağlıyor. Babam perişan. Ev gidecek!” —“Bunu daha önce düşünmeliydiniz.” —“Bir çocuk yüzünden mi?” Kanım kaynadı. —“Lila bir çocuk, Selin.” Sessizlik oldu. Sonra zehir gibi bir cümle söyledi: —“Annem diyor ki sen zaten hep hassastın çünkü Lila’nın gerçek kızın olmadığını biliyorsun.” Bir an nefesim kesildi. —“Ne dedin sen?” —“Yanlış anlama…” —“Tam olarak ne düşündüğünüzü söyledin.” Sonra ekledi: —“Zaten aileye fazla para harcıyordun. Sana göre bu bir görevdi çünkü gerçek bir ailen yoktu.” Gözlerim karardı. —“Bir daha beni arama,” dedim. —“Mert, dur…” Kapattım. Ama asıl darbe daha gelmemişti. İki ay sonra bilinmeyen bir numaradan mesaj geldi: “Bugün ailen evden çıkarıldı. Ev satıldı. Yardım edeceksen et.” Lila salonda bloklarla oynuyordu. Ona baktım. Ve hayatımızı tamamen değiştirecek sınavın kapıya dayandığını anladım.