Sevginin Çoğaldığı Dokuz Kız

Bir Hastane Odasında Verilen Söz 1979 — Sevgiden Sonraki Sessizlik 1979 yılında, Rıfat Demir’in hayatı derin bir sessizliğe gömülmüştü.Otuz dört yaşında dul kalmıştı. Karısı Emine, sadece bedenini değil, evlerinin ışığını da alıp götüren uzun bir hastalığın ardından iki yıl önce vefat etmişti. Bir zamanlar çocuk hayalleriyle dolup taşan o evde artık sadece boşluğun yankısı vardı. Akşamlar en kötüsüydü. Rıfat, mutfak masasında tek bir ampulün sarı ışığı altında tek başına oturur, dökülen duvar kağıtlarına bakarken saatin tiktakları zamanın geçişiyle alay ederdi. Arkadaşları ona yeniden evlenmesini, “temiz bir sayfa açmasını”, hayatına devam etmesini söyleyip duruyordu. Ancak Rıfat, kaybettiği şeyin yerini doldurmakla ilgilenmiyordu. O, Emine’nin hastane yatağında fısıldadığı son sözlere bağlıydı: “Sevginin benimle ölmesine izin verme. Onu verecek bir yer bul.” O zamanlar bu sevginin nereye konacağını henüz bilmiyordu.Her Şeyi Değiştiren Yağmurlu Gece Çocuk Yuvası Soğuk ve yağmurlu bir gecede, eski kamyoneti kasabanın dışındaki çocuk yuvasının yakınlarında bozuldu. Sadece telefon etmek için içeri girdi. Ancak yardım için numarayı çeviremeden başka bir şey duydu. Ağlama sesi. Bir bebek değil. Birçok bebek. Sesi takip ederek loş bir koridordan geçip dar bir bebek odasına girdi. Beşikler yan yana dizilmişti. İçlerinde dokuz kız bebek vardı. Hepsi esmer tenli. Hepsi kocaman kahverengi gözlü. Hepsi narin kollarıyla yukarıya uzanıyordu. Ağlamaları birbirine karışıyordu; biri mızmızlanıyor, diğeri feryat ediyor, ötekiler huzursuzlanıyordu. Odayı yürek burkan bir koro doldurmuştu. Rıfat donup kaldı. Dokuz bebek. “Ayrılacaklar” Genç bir bakıcı onun şaşkınlıkla baktığını fark etti. Kızların gece yarısı bir cami avlusunda, aynı battaniyeye sarılmış halde birlikte bulunduklarını alçak sesle anlattı. “İsim yok. Not yok,” dedi yumuşakça. “İnsanlar birini evlat edinmeye gönüllü oluyor… belki ikisini. Ama asla hepsini değil. Yakında birbirlerinden ayrılacaklar.” Ayrılacaklar. Bu kelime ona bir bıçak gibi saplandı. Emine’nin sesini düşündü. Ailenin kan bağıyla değil, seçilerek kurulduğuna dair inancını hatırladı. Boğazı düğümlendi. “Ya birisi hepsini birden alırsa?” diye fısıldadı. Bakıcı neredeyse gülecekti. “Dokuzunu birden mi? Beyefendi, kimse dokuz bebeği tek başına büyütemez. Parası olmadan asla. İnsanlar aklınızı kaçırdığınızı düşünür.” Ama Rıfat artık dinlemiyordu. Beşiklere yaklaştı. Bebeklerden biri ona inanılmaz bir dikkatle bakıyordu. Bir diğeri ceketinin koluna uzandı. Üçüncüsü dişsiz bir gülücük kondurdu. İçinde bir şeyler parçalanıp açıldı. Taşıdığı o boşluk hissi, daha ağır ama canlı bir şeye dönüştü. Sorumluluk. “Hepsini ben alıyorum,” dedi.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.