Evsiz Adamın Vasiyeti

Eve vardığımda ayakkabılarım sırılsıklam, ellerim uyuşmuştu. Orada durup boş cüzdanıma baktığımı hatırlıyorum. Ne kadar aptal olduğumu düşünüyordum. Bir hata yaptığımı... Ve iyilik yapacak lüksümün olmadığını. Sonraki birkaç yıl kolay geçmedi. Öğleden sonraları bir lokantada, geceleri ise kütüphanede çalışıyordum. Kızlar ne zaman uyursa ben de o zaman uyuyordum ki bu pek sık olmuyordu. Apartmanımızda her şeyi değiştiren bir kadın vardı: Pakize Teyze. "Vardiyan olduğunda o bebekleri bana bırak," dedi bir öğleden sonra. Ona ödeme yapmaya çalıştım. Pakize Teyze başını salladı. "Sen okulunu bitir. Bu yeterli." Ben de öyle yaptım; yavaş yavaş, her seferinde tek bir ders vererek. Leyla ve Mine o küçük, eski apartmanda büyüdüler; sonra bir başkasına geçtik, küçük bir firmada idari destek işi bulduktan sonra ise biraz daha iyi bir yere. Kolay değildi. Ama bir süreliğine bu yeterli gelmişti. Aradan yirmi yedi yıl geçti. Şimdi 44 yaşındayım. Kızlarım büyüdü. İki yıl önce, bir şekilde hayat beni yine dibe çekmenin bir yolunu buldu. Mine 25 yaşındayken ciddi bir hastalığa yakalandı. Küçük bir şeyle başladı, sonra büyüdü. Doktor randevuları operasyonlara, operasyonlar ise bitmek bilmeyen faturalara dönüştü. Daha uzun saatler çalıştım, ek işler aldım ve her şeyden kıstım. Ama yine de yetmiyordu. Yine boğuluyordum. O sabah masamda oturmuş, süresi geçmiş başka bir faturaya bakarken neyi erteleyebileceğimi bulmaya çalışıyordum. İşte o an kapı açıldı. Kömür rengi takım elbiseli bir adam içeri girdi ve benim masama doğru yürüdü. Yanımda durduğunda, "Siz Nuran mısınız?" diye sordu. "Evet," diye yanıtladım kuşkuyla. Öne çıktı ve masamın üzerine küçük, yıpranmış bir kutu bıraktı. "Adım Kenan," dedi. "Arif Bey'in terekesini temsil ediyorum." İsim beni anında sarstı. 1998 yılında otuz saniyeliğine karşılaştığım o adam. Onu hiç unutmamıştım ve hep ona ne olduğunu merak etmiştim. Onu bir daha hiç görmemiştim. "Yıllarca sizi bulmaya çalıştı," dedi Kenan Bey. "Bunu size bizzat vermemi istedi." Kutuya uzanırken ellerim titriyordu. "Talimatlar bıraktı. Bu sadece sizin içindi." Kutuyu yavaşça açarken hafif bir gıcırtı çıktı. Görmek üzere olduğum şeyin, 27 yıl önce tanıştığım o evsiz adamın aslında sandığım kişi olmadığını kanıtlayacağını bilmiyordum. Kutunun içinde yıpranmış deri bir defter vardı. Dikkatlice açtım. Her sayfada tarihler ve her birinin yanında kısa bir not vardı. İlk not beni olduğum yere çiviledi. "12 Kasım 1998 — Nuran adında bir kız. İki bebek. Bana 10 lira verdi. Bunu unutma." Görüşüm anında bulandı, elimi ağzıma kapattım. Sayfayı çevirdim. Diğer insanlar hakkında daha fazla not vardı. Farklı yıllar. Aynı düzen. Ancak benim adım diğer herkesten daha sık geçiyordu. "İki bebekli Nuran'ı asla unutma." "Kızlarıyla birlikte Nuran'ı bulmalıyım." "Umarım Nuran ve çocukları güvendedir." Konuşamıyordum. Kenan Bey sonunda, "Arif Bey bu defteri 30 yıldan fazla bir süre tuttu. Paranın hesabını tutmadı; insanların, önemli anların hesabını tuttu," dedi. Sayfalara tekrar baktım. Kenan Bey devam etti: "Arif Bey her zaman sokaklarda değildi. Eskiden küçük bir torna atölyesi işletiyordu. İşi batınca her şeyini kaybetti. Güvenecek bir ailesi yoktu. Ondan sonra uzun süre oradan oraya sürüklendi."