Gece üçte kızım beni aradı ve acilen gelmemi yalvardı

Çantamdan şeffaf bir poşet çıkardım. İçinde Sara’nın kırık telefonu vardı. — Hemşire bana verdi — dedim. — Bu onun telefonu. Hayalet görmüş gibi ona baktı. — Sanıyordum ki… — dedi, takıldı. — Telefonu tamamen kırdığını mı sanıyordun? — diye sordum. — Bunu atarsan kimse bir şey öğrenmeyecek mi sandın? — Telefona dokunmadım! — diye bağırdı. — Hırsız düşürmüş olabilir! — Eğer hırsız değerli şeyler isteseydi — dedim sakin bir şekilde — neden yüzüğü parmağında kaldı? Neden telefonu almadı? Terlemeye başladı. — Belki korktu… — Ya da umurunda değildi — dedim. — Çünkü para istemiyordu. Acı vermek istiyordu. Yaklaştım. — Bulut depolamanın ne olduğunu biliyor musun, Mark? Normal nefes almayı bıraktı. — Sara her şeyi kaydediyordu — dedim. — Gizlice video çekiyordu. Sesli mesajları kaydediyordu. Her tehdidi. Her darbeyi. Her gece, yanında uyumaktan korktuğu zaman. Yüzü griye döndü. — Telefonu bana ver — tısladı ve bana doğru bir adım attı. — Neden? — diye sordum. — Bu sadece kırık bir telefon. Üzerinde başkalarının duymasını istemediğin bir şey yoksa. Bana doğru fırladı ama kanepeye takıldı. — Bu kanıt, Mark — dedim, geri çekilerek. — Ve kopyaları artık sadece burada değil. Telefonun içinde silinmiş videolar vardı. Kızım morluklarla banyoda oturuyordu. Fısıltıyla ağlıyordu. Yatak odasına geri dönmekten korktuğunu söylüyordu. Onun bağırdığı, tehdit ettiği ve aşağılayıcı mesajlar vardı. Ve son bir video vardı. Kamera doğru bakıyordu ve diyordu: “Bunu izliyorsanız, başıma bir şey gelmiş demektir. Kendi kocamın yanında güvende hissetmiyorum. Korkuyorum, beni öldürecek.”
Copyright © 2015. All Rights Reserved.