Gelin kızın şişmiş yanaklarını gören baba, Bunu kim yaptı?

Olanlar bir dakikadan bile kısa sürdü, ama Elif’in içinde yıllardır biriken korku duvarı o anda çatırdamaya başladı. Mehmet, Kerem’i pahalı gömleğinin yakasından tutup duvara öyle bir vurdu ki, duvarda asılı düğün fotoğrafı eğildi. Kerem’in o kendinden emin hali bir anda çöktü. “Benim kızıma el kaldırdın mı?” dedi Mehmet. Sesi yüksek değildi ama içinde öyle bir soğukluk vardı ki Zeynep kapının yanında hıçkırmaya başladı. Kerem itmeye çalıştı. “Amca, sakin olun. Bunlar karı-koca meselesi.” Mehmet başını salladı. “Hayır,” dedi, “bu karı-koca meselesi, sen onu insan olarak gördüğün yere kadardı. Onu kırılacak bir şey sandığın an, bu artık benim meselem oldu.” Balkonda duran Elif’in zihninde bütün gece bir anda geri geldi. Kerem o sabah alkol almıştı. Elif kendi başına doğum günü pastasını hazırlamaya çalışıyordu; sipariş vermeyi unutmuştu. Babası ve annesi geleceğini söylediğinde Kerem öfkelenmişti. İlk tokat yanağına inmişti, ikincisi ise Elif mutfak tezgâhına çarptığında gelmişti. Zeynep kapı aralığından izliyor ve “Gelinin kocayı tahrik etmemesi gerekir,” diyordu. Tam o sırada Kerem, pencereden Elif’e bakıp dişlerinin arasından konuştu: “Polisi ararsan hayatını mahvederim.” Elif ilk kez korkudan değil, kararlılıkla telefonu eline aldı ve 112’yi çevirdi. Polis gelmeden önce evde hiçbir mum yakılmadı, hiçbir kutlama yapılmadı, hiçbir doğum günü şarkısı söylenmedi. Mutfaktaki pasta yavaş yavaş erimeye başladı; yanında duran Mehmet’in saati ise sanki o sabahın sessiz tanığı gibi orada duruyordu. İki polis memuru geldi. Yanlarında bir kadın polis de vardı. Binanın dışında kapıcı bekliyordu, merdivenlerde ise iki komşu kapıyı aralayıp içeri bakıyordu. İstanbul’un orta sınıf bir apartmanında, insanların gece çığlıklarını “ev içi mesele” deyip görmezden geldiği bir yerde, ilk kez bir kapı tamamen açılmıştı. Memurlardan biri Kerem’i ayrı bir köşeye aldı. Diğeri Elif’i salona oturttu. Elif’in elinde hâlâ telefonu vardı. Parmakları bembeyaz olmuştu. Kadın polis önüne bir bardak su koydu. “Korkmayın,” dedi yavaşça, “ne olduysa açık açık anlatın.” Zeynep hemen araya girdi. “Memur hanım, yanlış anlaşılma. Günümüz kızları her şeyi büyütüyor. Oğlum biraz sinirlidir ama kötü biri değildir.” Kadın polis Zeynep’e baktı. “Anne hanım,” dedi, “yüzdeki bu izler yanlış anlaşılma olmaz.” Zeynep sustu ama gözlerinde utanç yoktu; sadece korku vardı. Oğlu için korkuyordu, yanağı şişmiş ve gözlerinde uykusuzluk birikmiş olan Elif için değil. Elif konuşmaya başladığında önce kelimeleri kırıldı, sonra akmaya başladı. Kerem’in evliliğin altıncı ayında onu ilk kez duvara ittiğini anlattı. Sebep basitti: Elif, kayınvalidesinin yanında işini bırakmak istemediğini söylemişti. Kerem’in onun banka hesabını kontrol ettiğini, maaşını sorduğunu, sürekli aradığını, beş dakika geç cevap verse “Kiminleydin?” diye hesap sorduğunu anlattı. Geçen yıl yılbaşı gecesi telefonunu sinirle yere çarpıp kırdığını, ertesi gün yenisini alıp “Bak sana her şeyi veriyorum, yine de yetmiyor” dediğini anlattı. Bir gün bileğine öyle sert bastığını ki ertesi gün parmak izlerinin çıktığını söyledi. Ve Zeynep’in her seferinde “Gelin kocayı idare etmeli” dediğini…
Copyright © 2015. All Rights Reserved.