Gelinlik ayakkabılarımı denerken, müstakbel kayınvalidemin fısıldadığını duydum
Dosyanın içinde, özellikle zihinsel olarak yetersiz ilan edilirsem, hesaplarıma, tıbbi kayıtlarıma ve mülk kararlarıma erişim sağlayan belgeler vardı. Perihan Hanım her imza satırını işaretlemişti. Elimin hafifçe titremesine izin verdim. Arda fark etti. “Bunu çok fazla düşünme. Son zamanlarda endişeli görünüyorsun.” “Öyle miyim?” Başını salladı. “Ağlamalar, unutkanlıklar…” Hiçbir şeyi unutmamıştım. Takip eden iki hafta içinde davranışları daha da belirginleşti. Perihan Hanım başkalarının yanında dengesiz olduğumu söylemeye başladı. Arda eşyalarımı saklıyor, sonra hafızamı sorguluyordu. Güvende olmadığıma dair isimsiz mesajlar alıyordum. Hatta vitaminlerimi uyku haplarıyla değiştirip, tüm sabah boyunca uyuduğumda endişeliymiş gibi yaptı. “Bizi korkuttun,” dedi nazikçe. Perihan Hanım ekledi: “Belki de düğünden önce bir doktora danışmalıyız.” Gözlerimi indirdim. “Belki de haklısınız.” Kırıldığımı sanarak gülümsediler. Gerçekte ise ben kanıt topluyordum. Butiğin güvenlik kameraları vardı. Dairemin de öyle. Telefonum o günden sonraki her konuşmayı kaydetti. Meslektaşım Merve, isimsiz mesajların izini Arda’ya kadar sürdü. Avukatım, Perihan Hanım’ın hazırladığı sahte tıbbi belgeleri inceledi. Bankam, Arda’nın sahte yetkiyle birikimlerime erişme girişimini işaretledi. Ama son parça, Perihan Hanım’ın küçümsediği birinden geldi: Yardımcısı Leyla Hanım. Çöpte yırtılmış bir makbuz bulmuştu: Özel bir psikiyatri kliniğiyle yapılan görüşme. Kliniği ziyaret ettiğimde, personel Arda’yı hemen tanıdı. O ve annesi, evlilikten sonra beni oraya yatırmak hakkında çoktan bilgi almışlardı. Ertesi gün Arda bir aile yemeği teklif etti. “Kutlamalıyız,” dedi. “Sonra her şeyi imzalarız.” Gülümsedim. “Herkesi davet edelim.” Buna kimlerin dahil olduğunu fark etmedi. Yemekte, görkemli bir avizenin altında Perihan Hanım belgeleri imzalama vaktinin geldiğini duyurdu. Arda dosyayı bana doğru kaydırdı. Kalemi elime aldım. Sonra masaya bıraktım. “Hayır.” Oda sessizliğe büründü. Perihan Hanım çıkıştı: “Bu senin kaygın yüzünden.” “Kaygım mı?” diye tekrarladım. Masaya küçük bir hoparlör koydum ve oynat tuşuna bastım. Sesi odayı doldurdu: “Dairesini ve parasını alacağız… sonra onu uzaklara göndereceğiz.” Odada şaşkınlık sesleri yükseldi. Arda inkar etmeye çalıştı ama kendi sesi onu takip etti. “İmzalayacaktır. Bana güveniyor.” Kapılar açıldı. Avukatım içeri girdi. Sonra dedektifler. Sonra Merve. Sonra Leyla Hanım. Perihan Hanım gitmelerini istedi ama dedektifler ellerindeki kararları gösterdi. Dolandırıcılık. Sahtecilik. Maddi istismar. Taciz. Hatta zehirleme şüphesi. Arda panikledi. “Uyku hapları,” dedim sakince. “Parmak izi kontrolü yapmalıydın.” Bana çaresizce baktı. Bu aşk değildi. Korkuydu. “Bana narin dedin,” dedim. “Bir tuzak kurdun ama bir tuzağın nasıl söküleceğini bildiğimi unuttun.” Perihan Hanım ileri atıldı ama Leyla Hanım onu durdurdu. “Daha fazla değil,” dedi sessizce. Arda önce götürüldü; yalvararak, suçlayarak, darmadağın olarak. Davalar açıklandıktan sonra Perihan Hanım onu takip etti. Borçları, kumarı, yalanları; her şey ifşa oldu. Götürülürken fısıldadı: “Bizi mahvettin.” Gelinlik ayakkabılarıma bir göz attım. “Hayır,” dedim. “Sizi ortaya çıkardım.” Altı ay sonra o ayakkabılar ofisimdeki cam bir vitrinde duruyordu. Arda suçunu itiraf etti. Perihan Hanım her şeyini kaybetti; evini, statüsünü, özgürlüğünü. Leyla Hanım bir ödül ve yeni bir hayat kazandı. Ya ben? Evimi korudum. Hiçbir şeyi imzalamadım. Kimseyle evlenmedim. Şimdi, sessiz sabahlarda güneş ışığı dairemi dolduruyor ve ben penceremin kenarında kahvemi içiyorum; huzurlu, özgür ve dokunulmaz. Onların tuzağının tam kenarına kadar yürüdüm. Sonra içine düşmelerini sağladım.