Gelinlikli İntikam Hikayesi

Gelinliğimin içinde, nikah masasına yürümeye dakikalar kala, sevdiğim adam tek bir cümleyle geleceğimizi yerle bir etti. Doğrudan gözlerimin içine baktı ve fısıldadı: “Üzgünüm ama seninle evlenemem. Annem ve babam bu kadar fakir bir gelini kesinlikle istemiyorlar.” Gülümsedim, boğazımda yanan o aşağılanma hissini yuttum ve başım dik bir şekilde oradan uzaklaştım. Ve sonra her şey değişti. Gelinliğimin içindeydim ve sevdiğim adam tek bir cümleyle geleceğimizi sildi. Nikah salonunun çanları çalarken, Arda gözlerimin içine baktı ve sessizce şöyle dedi: “Üzgünüm ama seninle evlenemem. Ailem senin gibi fakir bir gelini kesinlikle kabul etmiyor.” O an dünya sanki bir saniyeliğine durdu, her yer sessizliğe gömüldü. Arda'nın arkasında annesi, boynundaki incileriyle buzdan yontulmuş bir kraliçe gibi dik ve mağrur duruyordu. Babası ise sıkılmış bir tavırla altın kol düğmelerini düzeltiyordu. Kapıların ardında, iki yüz davetlinin birer "Soylu" ailesi ferdi olmamı beklediği salonda hafif bir müzik çalıyordu.Arda gözlerimin içine bile bakamıyordu. “Bir şey söyle, Elif,” diye mırıldandı. Bana sonsuzluk sözü veren adama, sonra da küçümsemelerini hiçbir zaman gizlemeyen anne ve babasına baktım. Münevver Hanım öne çıktı. “Durumu gereğinden fazla tatsızlaştırma. Gelinliğin parasını sana öderiz.” Bu aşağılanma, ihanetten bile daha ağır gelmişti. O gelinliğe annemden kalan eski dantelleri kendi ellerimle dikmiştim. Halis Bey ince bir gülümsemeyle ekledi: “Gençsin, atlatırsın. Senin gibiler her zaman bir yolunu bulur.” Benim gibiler. Fakir. Sessiz. Minnettar. Bana baktıklarında gördükleri tek şey buydu. Titreyen ellerim durulana kadar yavaşça nefes aldım. Sonra gülümsedim. Arda gözle görülür bir şekilde irkildi. “Teşekkür ederim,” dedim sakince. Annesi gözlerini kıstı. “Ne için?” “Bunu o masaya oturmadan önce söylediğin için.” Yüzümdeki yıkımı görmelerine fırsat vermeden arkamı döndüm. Salonun dışında, nedimem olan can dostum Zeynep yanıma koştu. “Elif? Ne oldu?” Yürümeye devam ettim. “Arabayı çağır,” dedim. “Ağlıyor musun?” “Hayır.” Ağlıyordum. Ama kimsenin göremeyeceği bir yerde. Salonun açık kapılarının önünden geçerken, davetliler arasında fısıltılar yayıldı. Arda’nın kuzenleri bıyık altından gülüyordu. İş ortakları dik dik bakıyordu. Arkamda bir yerlerde biri kahkaha attı. Münevver Hanım’ın sesi zehir gibi peşimden geliyordu: “Aferin kızım. En azından yerini biliyor.” Tam bir saniye duraksadım. Sonra çenem yukarıda, beyaz ipek eteklerimi kırmızı halı üzerinde bir savaş bayrağı gibi sürüyerek yürümeye devam ettim. Arabada Zeynep elimi sıkıca tuttu. “Ne yapmamı istiyorsan söyle.” Arkamızda küçülen nikah salonuna baktım. Çantamda, rujumun ve katlanmış yemin metnimin altında, Sermaye Piyasası Kurulu’ndan gelen mühürlü bir zarf duruyordu. Hemen yanında ise üzerinde “Soylu Holding: Şirket İçi Transferler” yazan bir bellek vardı. Arda’yı gerçekten sevmiştim. Ama aynı zamanda ailesinin hesaplarını da denetlemiştim. Ve az önce hayatlarının en büyük hatasını yapmışlardı.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.