İhanet ve Hukuki Mücadele
Ceyda, yatağın üzerine açık valizini koymuştu ki yedi yaşındaki oğlu Arda kapıda belirdi. Ağlamıyordu ama yüzünde, küçük kalbinin taşıyamayacağı kadar ağır bir şey duymuşçasına, hiçbir çocukta olmaması gereken tuhaf ve donuk bir ciddiyet vardı. "Anne..." diye fısıldadı Arda, yavaşça odaya girerek. "Babamın bir sevgilisi var… Ve sen gidince bütün paranı alacakmış." Ceyda kımıldayamadı. Haftalardır hazırlandığı önemli bir müşteri toplantısı için Salı sabahı İzmir’e gitmesi gerekiyordu. Otuz dokuz yaşındaki Ceyda, Levent’teki büyük bir firmada varlık yönetimi danışmanı olarak çalışıyordu. Kandilli’de, ağaçlıklı sakin bir sokakta; mavi panjurları, bakımlı bahçesi ve hayatının mükemmel olduğunu söyleyen komşularıyla güzel bir evde yaşıyordu. Dışarıdan bakıldığında her şey güvendeydi: düşünceli bir koca, tatlı bir erkek çocuk, huzurlu bir yuva. Ama o gece, Arda’nın titreyen kelimeleri sahip olduğunu sandığı her şeyin yüzeyini çatlatıverdi. "Ne duydun canım benim?" diye sordu, sesini yumuşak tutmaya zorlayarak. Arda gözlerini kaçırdı. "Babam telefonda bir kadınla konuşuyordu. Sen İzmir’deyken bankaya ve notere gitmek için üç günleri olacağını söyledi. Sonra kadın güldü." Ceyda cevap vermeden onu kollarına aldı. Kalbi o kadar sert çarpıyordu ki Arda’nın bunu göğsünden hissetmesinden korktu ama onun önünde yıkılmayı reddetti. Hele ki çocuk, onu açıkça dehşete düşüren bir şeyi anlatacak kadar cesur davranmışken... Onu odasına geri götürdü, göz kapakları ağırlaşana kadar yanında oturdu ve o uyuduktan sonra, gece saat üç sularında mutfağa indi. Dizüstü bilgisayarını açarken önündeki kahve hiç dokunulmadan soğudu. O an belgeleri hatırladı. Birkaç hafta önce, geçirdiği ameliyattan sonra Murat ondan birkaç kağıt imzalamasını istemişti. Bunların sigorta formları ve idari önlemler olduğunu söylemişti: "Önemli bir şey değil, her ihtimale karşı." Çok nazik davranmıştı. Fazlasıyla nazik... Bitki çayı yapmış, arkasındaki yastıkları düzeltmiş, ilaçlar yüzünden hâlâ halsiz ve başı dönmüşken, vücudu sızlayıp zihni bulanıkken imza atarken elini elinin üzerine koymuştu.O zamanlar bunun bir şefkat olduğuna inanmıştı. O gece, e-postasındaki taranmış dosyayı bulduğunda bunun bir tuzak olabileceğini fark etti. Beş sayfa. Uzun hukuki ibareler. Karmaşık terimler. Ve kanını donduran bir başlık: Geniş Kapsamlı Finansal ve Mal Varlığı Yönetimi Yetkilerini İçeren Düzenleme Şeklinde Vekaletname. Ceyda bir kez okudu, sonra bir daha... Aniden ev artık evi gibi gelmemeye başladı. Üst katta uyuyan adam artık kocası değildi. Ertesi gün çıkacağı yolculuk ise artık bir iş gezisi gibi görünmüyordu. Planlanmış bir yokluktu bu. Üç gün... Bütün bir hayatı yerinden oynatmak için yeterli bir süre. Ertesi sabah Murat sanki hiçbir şey olmamış gibi aşağı indi. Mutfağa girdi, alnından öptü, kahve makinesini çalıştırdı ve gülümsedi. "Salı günü saat kaçta çıkıyorsun?" Ceyda başını kaldırıp ona baktı. "Trenim altı otuz sekizde. Evden beş gibi çıkmam gerekecek." Murat, içini ürperten bir sakinlikle başını salladı. "Harika." Bu tek kelime bir çığlıktan daha beter hissettirdi. O günün ilerleyen saatlerinde Ceyda, avukat olan üniversiteden eski arkadaşı Zeynep’i aradı. Henüz hukukun dürüst insanları çabucak koruduğuna inandıkları yıllarda Ankara Hukuk’ta birlikte okumuşlardı. Ceyda, Arda’nın duyduklarını anlattı. Ardından vekaletnameyi gönderdi. Zeynep birkaç saniye sessiz kaldı. "Ceyda, bu son derece ciddi." "Ne kadar ciddi?" "Böyle bir belgeyle Murat senin adına hareket etmeye çalışabilir, bankalarınla iletişime geçebilir, kağıtlar imzalayabilir, para transfer edebilir ve mal varlığınla ilgili adımlar atabilir. Tam sınırlara bakmak lazım ama gördüğüm kadarıyla... bu yetkiler tehlikeli derecede geniş." Ceyda boğazında bir bulantı hissetti. "Ben İzmir’deyken bunu yapabilir mi?" "Evet. Ve eğer senin gitmeni bekliyorsa, muhtemelen senin uzakta, meşgul ve ulaşılmaz olmana ihtiyacı olduğu içindir."İlk kararı, Murat’ın haberi olmadan yolculuğu iptal etmek oldu. İkincisi ise rol yapmaktı. Valiz hazırlıyor gibi yapmak... Gülümsemelerine karşılık veriyor gibi yapmak... Hiçbir şeyden şüphelenmeyen eş rolünü oynamak... Ancak ertesi gün posta kutusunu açtığında, üzerinde göndereni belli olmayan beyaz bir zarf buldu. Köşesinde sadece bir damga vardı: Bakırköy Noterliği. Zarfı parmaklarını yakıyormuş gibi mutfağa taşıdı. İçinde, tescil aşamasında olan bir noter senedinin kopyası vardı. Sayfanın altında, hazırlık aşamasındaki bir işlemle bağlantılı taraflar olarak iki isim görünüyordu: Murat Aksoy ve Elif Aydın. Elif... Arda’nın doğru telaffuz edemediği ama babasının ağzından duyduğu o isim. Ceyda dik durabilmek için masanın kenarını tuttu. O an bunun bir şüphe, bir yanlış anlama veya basit bir evlilik krizi olmadığını anladı; sadece telefonda kahkahalar atan bir kadın meselesi de değildi bu. Birileri, kocasının hukuki bir belgeyi silaha dönüştürmesine yardım etmişti. Telefonu titredi. Arayan Zeynep’ti. "Bir miras hukuku uzmanıyla konuştum," dedi Zeynep. "Harekete geçmeye hazır ol. Ve Ceyda..."