İhanet ve Hukuki Mücadele

Bölüm: Yeni Kökler, Kalıcı Meyveler Arda’nın odasından gelen hafif nefes sesleri, koridorda Fındık’ın patilerinin çıkardığı o ritmik tıkırtı ve mutfaktan yayılan tarçınlı kek kokusu... Ceyda, Kandilli’deki evinin verandasında oturmuş, elindeki sıcak çay bardağından yükselen buhara bakarken içindeki o son gölgenin de uçup gittiğini hissetti. Bir yıl önce bu vakitler, hayatının en büyük fırtınasının ortasında, elinde bir ihanet belgesiyle yapayalnız kalmıştı. Şimdi ise bastığı her mermer, dokunduğu her duvar gerçekten onundu; hileyle, yalanla değil, emekle ve hakikatle örülmüş bir kaleydi burası. Güvenin Yeniden İnşası "Kökler Varlık Danışmanlığı" açılalı altı ay olmuştu ve ofis, sadece bir finans merkezi değil, adeta bir kız kardeşlik sığınağı haline gelmişti. Ceyda’nın kapısını çalan kadınlar, sadece paralarını nasıl yöneteceklerini öğrenmiyorlardı; gözlerindeki o ürkek, ne yapacağını bilemez ifadenin, Ceyda’nın rehberliğinde nasıl sarsılmaz bir özgüvene dönüştüğünü görüyorlardı. Ceyda, kendi yarasını başkalarına şifa olmak için bir harç gibi kullanmıştı. Bir Salı akşamı, tıpkı o kabus gecesindeki gibi bir Salı günü, Zeynep ofise elinde bir buket beyaz glayörle geldi. Çiçekleri masaya bırakırken Ceyda’ya sımsıkı sarıldı. "Bugün adliyedeydim," dedi Zeynep sesi gururla tınlayarak. "Murat’ın avukatının son temyiz başvurusunu da reddettiler Ceyda. Dosya tamamen kapandı. Artık ne senin ne de şirketinin üzerinde tek bir yasal gölge bile kalmadı. Sen kazandın. Tamamen." Ceyda derin bir nefes aldı. Ciğerlerine dolan hava bu kez serbestti, hafifti. "Ben bir yıl önce, Arda o kapıda belirdiği an kazanmıştım zaten Zeynep," diye fısıldadı. "Geri kalan her şey sadece hukukun bunu yazıya dökmesiydi." İlk Gerçek Yolculuk Ertesi sabah Ceyda, uzun zamandır ertelediği o iş gezisi için yeniden valizini hazırladı. Bu kez yatağın üzerindeki valiz bir kaçışın, bir tuzağın ya da korkunun sembolü değildi. Arda yine kapıda belirdi; ama bu kez yüzünde o donuk, yaşından büyük ciddiyet yoktu. Elinde en sevdiği oyuncak arabasıyla gülümsüyordu. "Anne," dedi Arda, gidip annesinin bacağına sarılarak. "İzmir’den dönerken bana o bahsettiğin büyük saat kulesinin fotoğrafını getirir misin? Bir de Fındık’a yeni bir tasma?" Ceyda diz çöktü, oğlunun mis kokulu saçlarını öptü. "Sadece fotoğrafını değil, seni bir dahaki sefere oraya kendim götüreceğim canım benim. Fındık’ın tasması da hazır bil." Arda arkasını dönüp bahçede Münevver Hanım’la koşturan Fındık’ın peşinden giderken, Ceyda valizinin fermuarını çekti. Evden çıkıp arabasına bindiğinde, dikiz aynasından arkasında bıraktığı yuvaya baktı. Mavi panjurlar rüzgarda hafifçe sallanıyordu. Murat onun hayatından çok şey çalmaya çalışmıştı: Parasını, emeğini, güvenini... Ama hesaba katmadığı bir şey vardı; Ceyda bir varlık yöneticisiydi. Neyin geçici bir kayıp, neyin ise asla batırılamayacak asıl sermaye olduğunu çok iyi bilirdi. Onun asıl varlığı; karakteri, haysiyeti, oğlunun gözündeki o saf sevgi ve her ne olursa olsun küllerinden yeniden doğabilme cesaretiydi. Arabayı çalıştırıp Kandilli’nin ağaçlıklı yollarından aşağı, sahile doğru sürerken radyoda hafif bir melodi başladı. Ceyda gülümsedi. Yolculuk şimdi başlıyordu. Ve bu kez, direksiyonda tamamen kendisi vardı.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.