İkinci Şansın Anahtarı

2. Bölüm — Gelişme Konuklar gidecek, çatal-kaşık sesleri çekmecelere hapsolacak, sohbetler dağılacak sanmıştım. Ev sessizleşince Mert ile Onur beni salondaki eski koltuğa oturtup yanlarına oturdular. Yüzlerinde çocukluklarından beri tanıdığım o karışık ifadeden farklı bir ciddiyet vardı. Mert, her zaman olduğu gibi daha sakin konuşurdu; Onur ise gözlerini kaçırmadan bakardı. ‘Annem, bize oturur musun?’ dediler. Oturdum ve içim heyecandan çarpıyordu. Önce gülümseme geldi. ‘Sana teşekkür etmek istiyoruz,’ dediler. Şaka yapamayacak kadar ciddi bir havaları vardı. Sonra Mert cebinden küçük bir zarf çıkardı. Zarfın üzerindeki yazı el yazısıyla yazılmıştı: Senin İçin. Elleri titriyordu ama bakışları sabitti. ‘Bu bizim sana hediyemiz,’ dedi Onur. ‘Biraz garip gelebilir ama…’ Mert cümleyi tamamladı: ‘Sana bir şey vermek istedik. Bütün yaşadıklarımız için. Bize verdiğin her şey için.’ Zarfı açtım. İçinde bir mektup, birkaç fotoğraf ve bir anahtar vardı. Fotoğraflardan biri, bizim en sevdiğimiz sahil kasabasında çekilmiş; küçük, beyaz boyalı bir apartman, önünde çiçekler vardı. Fotoğrafın arkasına Onur ‘Bizim hayal evimiz’ yazmıştı. Mektupta ise uzun bir cümle dizisi vardı: ‘Sen bize bir hayat verdin. Artık sana bir hayat vermek istiyoruz.’ Sonra, banka cüzdanının küçük bir fotokopisi çıktı; bir hesap numarası, bir miktar para… ilk başta anlamadım. Hesap bakiyesi bize göre büyük görünmüyor olabilir, ama bizim için bir servetti. Yıllar boyunca erzak parası, gazete dağıtma, yaz tatillerinde çalışarak, öğrencilerle ders takvimi yaparak biriktirdikleri paraydı. Ayrıca komşuların ve Kerem’in eski iş arkadaşlarının gizlice yardımı olmuştu. Mektubun sonunda ise şöyle diyordu: ‘Bu para ve bu anahtar senin. Evin bir süreliğine bizim hediyemiz olsun. Gitmek istiyorsan git. Kendi hayatını yaşa. Bizi merak etme, biz iyiyiz. Bize dokunan her şeyi sen yaptın. Sıra sende.’ İçimde bir fırtına koptu. İsyan, suçluluk, mutluluk, şaşkınlık karıştı. ‘Bu… Bu nasıl mümkün olabilir?’ diye fısıldadım. Mert, ‘Komşularımız, öğretmenimiz, hatta mahallede kebapçı Hasan abi bile destek oldu,’ dedi. ‘Uzun zamandır planlıyorduk. Bize güvenmeni istedik. Hepimiz bir şeyler verdik.’ Onur devam etti: ‘Biz büyüdük. Artık kendi kararlarımızı alabiliriz. Seni hiçbir yere göndermiyoruz annem, ama istiyoruz ki bir süredir ertelediğin hayatı yaşa. Ev küçük ama deniz kenarında. Kendine ait olacak.’ Gözlerim doldu. O an tabutların gölgesinde verdiğim söz, gönülden gelen bir fedakârlıktı; karşılığında böylesi bir geri dönüş beklememiştim. Arkadaşlar, komşular, bizimle ilgilenen öğretmenler yıllar içinde yaptığım küçük fedakârlıkları görmüş ve minnetlerini ifade etmişlerdi. Onlar da bir araya gelmiş, oğlanlarla konuşmuşlardı. Anladım ki Mert ile Onur’un bu planı, bizim mahallede yankı bulmuştu; herkes bir köşeden yardım etmişti. Bir liste çıkardım içimde: Cüzdanımda hep eksik olan şeyler, yapamadığım hayaller, hep ertelediğim küçük cesaretler… Hepsi bir anda gerçek olma ihtimali buldu. Yine de bir parça direnç vardı. ‘Ya beni yalnız bırakırsınız?’ Sordum. ‘Ya pişman olursunuz?’ Onur elimi tuttu. ‘Bizim aile kavramımız değişmedi annem. Sen bizim annemsin, her günümüzün ortağısın. Ama bizim de artık kendi hayatımızı kurma vakti geldi. Bunu senden beklemedik. Kendimiz istedik.’ Mert ekledi: ‘Eve gitmen, senin için bir özgürlük. Biz de burada kalacağız. Hafta sonları geliriz. Tatillerde hep birlikte oluruz. Ama senin de birkaç yılını kendine ayırmanı istiyoruz.’ Gecenin sabahına kadar konuştuk. Planları ayrıntılarıyla anlattılar: evin tadilatı yapılmış, birkaç mobilya, küçük bir dükkan civarı, komşuları ve Kerem’in eski iş arkadaşları her şeyi organize etmişti. Bütün bunlar, benim için yapılmış bir nişan taşı gibi ağır ve kutsal geliyordu. İçimde hem bir suçluluk hem de tarifsiz bir sevinç yükseldi. O an anladım ki onları büyütürken kazandığım en önemli şey, karşılıksız sevginin kuvvetiydi. Ve şimdi sıra, o sevginin bana geri dönmesine izin vermekti.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.