İlkinde yorgunluk sandım
BÖLÜM 2 Kapı yavaşça açıldı. Ben hâlâ kıpırdamıyordum; gözlerim kapalı, ellerim çarşafın altında sıkılıydı. Mert’in parfümünü, Haluk Demir’in ağır puro kokusunu ve Volkan’ın kaba nefes alışını tanıyordum. —Telefonunu kapattın mı? —diye sordu kayınpederim. —Evet —dedi Mert—. Çantasında. Volkan alay etti. —Senin karın diğerlerinden daha zeki. İçimde bir şeyin kırıldığını hissettim. “Diğerlerinden” mi? Haluk Demir sabırsız bir sesle konuştu. —Zaman kaybetmeyin. Pazartesi olmadan Çatalca’daki tapuları imzalatmamız lazım. Babası hâlâ şüphe varken satmaya yanaşmıyor. O an her şeyi anladım. Aylar önce ailem Çatalca’ya yakın iki araziyi miras almıştı. Haluk Demir bu arazileri neredeyse komik bir fiyata almak istemişti ama ben kabul etmemiştim. Aileme hiçbir şeye imza atmadan önce tapuları, ekspertiz raporlarını ve izinleri kontrol etmelerini söylemiştim. O günden sonra bana karşı tavrı değişmişti; saygılı ama sahte bir tavır… sanki bir engeldim. Ve o engel kırılmalıydı. Bir el boynuma yaklaştı. Gözlerimi açıp tüm gücümle tekme attım. Volkan sandalyeye çarpıp yere düştü. —Kahretsin! Uyanıkmış! Kapıya doğru fırladım ama Mert kolumdan tuttu. —Elif, sakin ol. —Bana dokunma! Fatma Hanım koridorda belirdi; elleri titriyordu. —Anne —dedim— siz biliyor muydunuz? Gözlerini kaçırdı. O bakış, her itiraftan daha ağırdı. Haluk Demir saniyeler içinde kontrolü geri aldı. —Bak Elif, büyütme. Burada kimse sana bir şey yapmadı. Sadece imzanı istiyoruz. —İmza mı? Beni bunun için mi uyuşturdunuz? —Abartma. Sana 2 milyon vereceğiz, konu kapanacak. Mert’e baktım. —Sen de mi susturulmak istiyorsun? Cevap vermedi. Haluk Demir bir adım attı. —Eğer bunu büyütürsen, eşini de aileni de kendini de yakarsın. Hiç kimse saygın bir belediye yetkilisine karşı bir kadına inanmaz. O anda salondan çok hafif bir ses geldi. Kameram bağlantı kurmuştu. Haluk Demir bunu fark etti. Koşarak odaya girdi ve şarj cihazı görünümlü kamerayı eline aldı. —Ne kaydettin sen? Cevap vermedim. Çantamdaki telefon titredi ve kapandı. En yakın arkadaşım Selin, planladığım acil sinyali almıştı: 10 dakika içinde dönmezsem konumumu ve canlı kaydı gönderecekti. Haluk Demir bileğimi sıktı. —Kopya nerede? Tam cevap verecekken kapı şiddetle çaldı. —JANDARMA! KAPIYI AÇIN! Her şey dondu. Volkan arka kapıya kaçmaya çalıştı. Mert olduğu yerde kaldı. Fatma Hanım ağlamaya başladı. Haluk Demir kapıyı açtı, öfkeli görünmeye çalışarak. —Burası aile evi, böyle giremezsiniz! Bir görevli elindeki belgeyi gösterdi. —Haluk Demir, tehdit, şantaj ve olası mağdurları uyuşturucu ile etkisiz hale getirme suçlamasıyla gözaltına alınıyorsunuz. Nefes alamadım. Jandarma evi aradı. Üst kattaki bir çalışma odasında laptop, USB bellekler ve tapu dosyaları bulundu. Bir görevli ifademi almak için benimle gelmemi istedi. Mert’in yanından geçerken fısıldadı: —Elif, lütfen her şeyi yıkma. Duraksadım. —Sen zaten kapıyı kapattığında her şeyi yıktın. O gece sabaha kadar ifade verdim. Her şey bitti sandım ama saat 01:42’de bilinmeyen bir numaradan mesaj geldi: “Fatma’ya güvenme. Onun da bildikleri var ama daha çok korkuyor.” Ertesi gün haberler yayılmıştı. “Belediye bağlantılı şantaj ağı soruşturuluyor.” Ailem ağlıyordu, komşular konuşuyordu ve adım mesaj gruplarında dolaşmaya başlamıştı. Mert aradı. —Babam tüm suçu üstlenecek —dedi—. Benim haberim yok diyecek. —Gerçekten bilmiyor muydun? Sessizlik. —Elif… sana zarar vermek istemedim. —Beni onlarla aynı odaya kilitledin. Nefesi titredi. —Sadece korkuturlar sandım. —O zaman daha kötüsün. Korktuğumu biliyordun ve yine de kapıyı açtın. Telefonu kapattım. O gün öğleden sonra anonim bir video aldım. Mert’i, Volkan’la birlikte bir depo önünde tartışırken gösteriyordu. —Bundan sonra kaybol —diyordu Mert. Volkan gülüyordu. —Şimdi iyi adam rolü mü yapıyorsun? Peki ya her arsa için aldığın pay? Elleri buz kesti. Video şu cümleyle bitiyordu: —Elif ilk kurban değildi. Ve o anda, gerçeğin sadece başlangıç olduğunu anladım…