İstanbul'da Beklenmedik

Yeni doğmuş bebeğimi kucağımda taşıyarak hastaneden eve geldim, ancak kapı panelinin kırmızı yandığını gördüm. Tam o sırada kocam kapıyı sadece, "Annemin dinlenmeye ihtiyacı var. Git ailenle kal," diyecek kadar araladı. Fark etmediği şey ise yanımda bir şey getirdiğimdir—bir kanıt—ve o sessiz İstanbul koridorunu, ailesinin bugüne dek karşılaşacağı en kötü gecenin başlangıcına çevirecek tek bir telefon görüşmesi. Kilit kırmızı yandı. İki kez. Üç günlük bebeğim göğsümde uyurken, paltomun altında sezaryen yaram hâlâ sızlayarak orada öylece kalakaldım. Kapı hafifçe açıldı; kocamın konuşmasına yetecek kadar. "İçeri giremezsin. Şu an olmaz." Donup kaldım. Ziyarete gelmemiştim. Misafir değildim. Hastaneden yeni çıkmıştım; kendi evime gelmiştim. Bir elimde bebek çantasıyla, ameliyat sonrası bitkin vücudumu dengede tutmaya çalışıyordum. Benim adım Selin. 32 yaşındayım; sayılarla, sözleşmelerle ve evraklarla çalışırım. Belki de bu yüzden hemen fark ettim: Aylardır kullandığım şifre, beni sanki artık oraya ait değilmişim gibi reddetmişti. Kerem beni hastanede zar zor ziyaret etmişti. Sadece iki kez. Hep bir acele. Hep aynı bahane: "İşler çok yoğun." Kayınvalidem Gönül ise hiç gelmedi. Ancak o sabah, yeni doğan bebeğimizle içeri girmeye çalıştığımda, Kerem kapının önünde durdu ve hâlâ zihnimde yankılanan o kelimeleri söyledi: "Annemin sessizliğe ihtiyacı var. Bir süreliğine ailenin yanına git." "Bir süreliğine mi?" diye sordum. Hiç tereddüt etmedi. "Bebek büyüyene kadar. Bir yıl... belki iki." Sonra Gönül onun arkasında belirdi; kusursuz giyimiyle, gayet soğukkanlıydı ve iddia ettikleri kadar kırılgan olmadığı ortadaydı. Kucağımdaki bebeğe baktı; torunu gibi değil, bir problemmiş gibi. "Bezler kokuyor," dedi soğuk bir tavırla. "Ev daha yeni temizlendi. Onu buraya getirme." "Onu." Çocuğumdan bu şekilde bahsetti. Bağırmadım. Canım yanmadığı için değil, çok derinden yaralandığım için. O an utanç, öfke ve başka bir şey daha hissettim: Berraklık. Aylardır işaretleri görmezden gelmiştim. Kerem telefonunu hep ekranı aşağı bakacak şekilde koyuyordu. Mesajlara cevap vermek için odadan çıkıyordu. Gömleklerinde yabancı bir parfüm kokusu vardı. Bebek hakkında ne zaman konuşsam uzun sessizlikler oluyordu. Yine de ameliyattan sonra bir kadın, en azından bir yerin güvenli olduğuna inanmak ister: Yuvasının. Benimki değildi. Tek istediğim içeri bir adım atmaktı. Uzanmak. Kapıyı kapatıp çocuğumu huzur içinde emzirmek. Cümlemi bitirmeme bile izin vermedi. "Olay çıkarma," dedi Kerem. Arkalarında Gönül, mağduru oynuyordu; sağlığından, dinlenme ihtiyacından ve benim bir gelin olarak yerimi bilmem gerektiğinden bahsediyordu. Benim yerim. Koridorda ayakta beklemek. Yeni doğmuş bebeğimi tutarak. Ameliyattan üç gün sonra. İşte o an, hiçbir kitabın size öğretmediği bir şeyi fark ettim: Bazı insanlar çözüm istemezler. Onlar itaat isterler. Ve siz ne kadar sakin kalmaya çalışırsanız, sizi o kadar aşağı itmeye çalışırlar. Ben de onların hiç beklemediği bir şeyi yaptım. Telefonumu çıkardım. Apartman yönetimini aradım ve her şeyi belgelemek için gelmelerini istedim. Sonra polisi aradım. Bebeğimi uyandırmamaya dikkat ederek kısık sesle konuşurken, Kerem soğukkanlılığını yitirmeye başladı. Ses tonu değişti. İlk defa, şahitlerin yolda olduğunu bilen birinin sesi gibi çıkıyordu sesi. Asansör kapıları açıldı. Bir güvenlik görevlisi. Bir bina yetkilisi. Kapı eşiklerinden izleyen komşular. Ve Gönül; bir anda o emreden otoriter tavrından çıkıp çaresiz bir kurbana dönüştü. "Bakın bana neler yapıyor!" diye ağlamaya başladı. Ama oyunculuk için çok geçti. Çünkü ben hastaneden sadece bir bebekle ve iyileşmeye çalışan bir vücutla dönmemiştim. Çantamı da yanımda getirmiştim. Ve içinde—bir muhasebeci olmanın verdiği alışkanlıkla—bir dosya vardı. Polis memuru nazikçe kendimi tanıtmamı ve neden içeri alınmadığımı açıklamamı istediğinde, elimi çantaya atıp dosyanın kenarına dokundum... ve Kerem'in yüzünün o sabah ilk kez değiştiğini gördüm. İşte o an anladım— o dosyanın içindeki her neyse... o sessiz koridoru hiçbirinin asla unutamayacağı bir şeye dönüştürmek üzereydi.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.