Kayınvalidem, ailesinin borçlarını ödediğim halde

Onun adına gerçekten mutluydum. Onun ağladığını, kendinden şüphe ettiğini, sonra da emekle ayağa kalktığını görmüştüm. Her zamankinden daha özenli hazırlandım. Koyu yeşil, sade ama şık bir elbise giydim. Mert’in yıldönümümüzde aldığı altın küpeleri taktım. Arabadan inmeden önce Mert elimi tuttu. —Çok güzelsin. —Sadece bu gecenin iyi geçmesini istiyorum —dedim. Gülümsedi ama gözlerinde bir tedirginlik vardı. Evin içi her zamanki gibiydi: büyük avizeler, pahalı tablolar, hiç kullanılmamış gibi duran mobilyalar. Süreyya Hanım bizi elinde kadehle karşıladı. Mert’i yanağından soğuk bir öpücükle karşıladı, sonra onu sanki yıllar sonra geri dönmüş bir çocuk gibi sarıldı. Başta her şey katlanılabilirdi. Zeynep mutluydu. Mehmet Bey sakindi. Burak şakalaşıyordu. Ama Süreyya Hanım giderek daha fazla içmeye başladı. Yanaklarındaki kızarıklıkta, kahkahasının sertliğinde ve her seferinde bana bakışında bunu fark ediyordum. Yemek sırasında Mert’in bir akrabası bana işimi sordu. —Kök Dijital’in Ankara dışında da ofis açacağı doğru mu? —Evet —dedim sakin—. Büyüyoruz ama kontrollü ilerliyoruz. Mert gururla gülümsedi. —Elif büyük bir otel zinciriyle anlaşma imzaladı. —Ne kadar etkileyici —dedi Zeynep—. Gerçekten Elif, sen ilham verici birisin. Süreyya Hanım kadehini masaya hafifçe bıraktı. —Bazı insanların kendini iyi pazarlaması gerçekten şaşırtıcı —dedi. Odadaki hava bir anda değişti. Mert çatalını bıraktı. —Anne. —Ne var? —dedi, masumiyet taklidi yaparak— Kötü bir şey söylemedim. Sadece herkesin gerçek bir eğitimi yok diyorum. Kimisi gerçekten yetişir, kimisi internetten bir şeyler öğrenir. Göğsümde sıcaklık yükseldi ama sesimi sakin tuttum. —Ben üniversite okumadım, doğru. Ama hayatım boyunca çalıştım. —Kimse çalıştığını inkâr etmiyor —dedi—. Benim dediğim, paranın “sınıf” satın alamayacağı.Zeynep rahatsızlıkla kıpırdandı. —Anne, lütfen. Ama Süreyya Hanım artık durmak istemiyordu. Yıllardır içinde biriktirdiği şeyi söyleme anıydı bu. —Herkes Elif’i bir kurtarıcı gibi görüyor. Kurslar ödedi, hastane masraflarını karşıladı, geziler yaptı. Ama para sahibi olmak başka, bu aileye ait olmak bambaşka bir şey. Mert yarı kalkmış halde ayağa fırladı. —Yeter. Süreyya Demir ona öfkeyle baktı. —Hayır Mert, yeter diyen sensin. Yedi yıldır bu kadının seni değiştirmesine izin veriyorsun. Eskiden geleceği olan, soyadı olan, bir dünyaya ait bir adamdın. Şimdi karının yanında çalışan biri gibi oldun. —Ben onun ortağıyım —dedi Mert, sesi kısık ama netti. —Sen onun gölgesisin —diye tükürdü Süreyya Hanım. İçimde bir şeyin kırıldığını hissettim ama bu üzüntü değildi. Yorgunluktu. Yılların birikmiş, içime batırılan iğnelerinin yorgunluğu. —Süreyya Hanım —dedim—, söyleyeceğiniz bir şey varsa bana söyleyin. Güldü. —Çok güzel. O zaman söylüyorum. Sen hiçbir zaman oğlum için yeterli olmadın. Milyonların da olsa, ofislerin de olsa, pahalı kıyafetlerin de olsa… Sen hâlâ bu eve gelen, eğitim almamış sıradan bir kadınsın. Bizim masamıza ait değilsin. Kayınpederim Mehmet Bey mırıldandı ama müdahale etmedi. Burak yemeğine baktı. Zeynep’in gözleri doldu ama o da konuşmadı. Sonra Süreyya Hanım cümleyi kurdu. —Defol bu evden, Elif. Defol. Pislik. Mert sandalyesini öyle sert itti ki devrildi. —Hemen özür dile! Elimi kaldırdım. Bağırmadım. Ağlamadım. Titremedim. Peçetemi yavaşça katlayıp tabağın yanına bıraktım. —Teşekkür ederim, Süreyya Hanım —dedim. Herkes dondu. —Teşekkür mü? —Evet. Yedi yıl sonra ilk kez dürüst olduğunuz için. Çantamı aldım. Mert arkamdan gelmeye çalıştı. —Elif, ben seninle geliyorum. Ona baktım. Sevgi vardı ama artık başka bir şey daha vardı: netlik. —Hayır. Kal. Bu senin ailen. Ve bugün hayatında onların nerede duracağına karar vermelisin. Villadan çıktım. Çankaya’nın soğuk havası yüzüme çarptı. Bir yolculuk uygulamasıyla araç çağırdım. Arka koltuğa oturduğumda hemen ağlamadım. Şehrin ışıklarına baktım ve garip bir şey hissettim: hafiflik. Eve gidince gardıroba çıktım ve bir valiz hazırladım. Kaçmıyordum. Kendimi geri alıyordum. Üç gün sonra Mert’le birlikte aldığımız Bodrum’daki deniz kenarı evine gittim. Beyaz duvarlar, büyük camlar, Ege’ye bakan bir teras… İlk günler telefonumu neredeyse hiç açmadım. Sahilde yürüdüm, uyudum, denizi dinledim. Mert her gece aradı. İlk günler perişandı. —Annem çok içmiş olabilir diyor —dedi. —Bu bir özür değil. —Biliyorum. —Sen ne dedin? Sessizlik oldu. —Hata yaptığını söyledim. —Bu kadar mı? —Elif, bu kolay değil.