Kayınvalidem mutfağımızda oklavayla bacağımı

Bu kez bir fotoğraf vardı. Mutfağımızın tezgâhının üzerinde duran açık bir dizüstü bilgisayar, yanında şirketimin kaşesini taklit eden bir damga ve Şükran'ın kimlik fotokopisi görünüyordu. Fotoğrafın çekildiği tarih olaydan bir gün önceydi. “Bunu kim çekmiş?” diye sordum. “Nermin Hanım'ın evinin dış güvenlik kamerası,” dedi Aysun. “Asıl görüntüde bu ayrıntılar görünmüyor. Bu fotoğraf başka bir kaynaktan, sizin evinizde bulunan bilgisayardan alınmış.” Şaşkınlıkla baktım. “Evdeki bilgisayardan mı?” “Evet. Soruşturmacılar, Nermin Hanım'ın anlattıkları üzerine gerekli işlemleri başlattı. Evde yapılan incelemede bilgisayardaki dosyaların arasında bu görüntüye rastlanmış. Şimdilik bunlar incelenen materyalin örnekleri. Kesin sonuç çıkarmak için dijital kayıtların doğrulanması gerekiyor.” Başımı yastığa yasladım. Midemdeki düğüm giderek büyüyordu. Levent'in neden korktuğunu artık anlıyordum. Beni yaraladıkları gece, saklamaları gereken başka bir şey daha vardı. Aysun üçüncü sayfayı çevirdi. Bu kez bir elektronik posta çıktısı vardı. Gönderen kişi Şükran, alıcı Levent'ti. Mesaj kısaydı. “Ceyda hesapları kontrol etmeden işimizi bitirmeliyiz. Belgeleri gördüğünü söylüyorsa artık dikkatli ol.” Tarihe baktığımda içim ürperdi. Olaydan yalnızca birkaç saat önce gönderilmişti. İşte o anda mutfaktaki tartışmanın nasıl başladığını hatırladım. Şükran'ın çantasından düşen bir belgeyi görmüştüm. Üzerinde şirketimin adı yazıyordu. Belgeyi neden taşıdığını sorduğumda önce beni azarlamış, ardından çantama baktığımı iddia etmişti. Levent de onu desteklemişti. Bütün bunların bir aile tartışması olduğunu düşünmüştüm. Oysa ben farkında olmadan başka bir meselenin tam ortasına düşmüştüm. “Peki bu para gerçekten gönderilmiş mi?” diye sordum. “Şimdilik elimizde yalnızca bir transfer talimatı ve bazı hesap hareketleri var. Paranın kaynağı, işlemin gerçekleşip gerçekleşmediği ve belgelerin kim tarafından hazırlandığı ayrıca araştırılıyor.” “Şirketimi aramam gerekiyor.” Aysun başını salladı. “Uygun bir şekilde bildirim yapabiliriz. Ancak önce sağlık durumunuzun elverdiğinden emin olun. İfadeniz de henüz tamamlanmadı.” Tam o sırada kapı çalındı. İçeri Nermin Hanım girdi. Elinde küçük bir çiçek vardı. Yüzündeki yorgunluğu görünce son üç günün onun için de kolay geçmediğini anladım. Yatağıma yaklaştı, elimi tuttu. “Kapıyı açtığımda seni o halde görünce ne yapacağımı şaşırdım,” dedi. “Beni hastaneye yetiştirdiğiniz için teşekkür ederim.” “Ben ambulansı aradım kızım. Seni kurtarmak için gerekeni sağlık çalışanları yaptı.” Gözlerim doldu. Nermin Hanım sandalyesini çekip oturdu. “Bir de sana söylemem gereken bir şey var,” dedi. Aysun ona baktı. “Güvenlik görüntülerini mi kastediyorsunuz?” “Evet. Ama Ceyda'nın da bilmesini istiyorum.” Nermin Hanım evinin bahçesine aylar önce küçük bir güvenlik kamerası yerleştirmişti. Kamera kendi arka kapısını ve ortak geçiş yolunun bir bölümünü görüyordu. O gece yağmur altında sürünerek evine ulaşmamı, kapıya vurduğum anı ve ambulansın gelişini kaydetmişti. Dahası vardı. “Sen götürüldükten sonra Levent bahçeye çıktı,” dedi. Bütün vücudum gerildi. “Ne yaptı?” “Önce senin süründüğün yere baktı. Sonra evime doğru yürüdü. Beni kapıda görünce iyi olup olmadığını sordu. Hastaneye kaldırıldığını söyleyince yüzünün rengi değişti.” “Başka bir şey söyledi mi?” “Evde küçük bir kaza geçirdiğini, kendisinin de seni aradığını söyledi.” Gözlerimi kapattım. Levent, ben hastanedeyken bile yalan söylemeye devam etmişti. Nermin Hanım sesini alçalttı. “Ben de ona seni nasıl bulduğumu anlattım. Hiçbir şey demeden geri döndü.” Aysun görüntülerin zaman bilgilerinin olayın anlatımıyla örtüştüğünü, fakat kayıtların tek başına mutfakta yaşananları göstermediğini açıkladı. Bütün deliller birlikte değerlendirilecekti. İlk kez korkunun yanında başka bir duygu hissettim. Kontrolün küçük de olsa bir kısmı artık bendeydi. O gün doktorum bacağımdaki kırığın ameliyatla sabitlendiğini, iyileşmenin zaman alacağını anlattı. Ağrılarım sürüyordu. Yardımsız yürüyemeyecektim. Ancak tedavim ilerledikçe fiziksel gücümü yeniden kazanmam bekleniyordu. Beni asıl korkutan yürüyememek değildi. Hastaneden çıktığımda nereye gideceğimi bilmiyordum. Ev, Levent'le ortak yaşadığımız yerdi. Eşyalarım, belgelerim, kıyafetlerim oradaydı. Her köşesinde yıllarca biriktirdiğim anılar vardı. Ama artık oraya dönmek istemiyordum. Aysun, güvenli bir konaklama ayarlanabileceğini, boşanma ve korunmaya ilişkin taleplerin ayrı süreçlerde ele alınacağını anlattı. Hiçbir sonucu garanti etmedi. Yine de ilk kez önümde tek bir kapı olmadığını gördüm. Öğleden sonra şirketimin insan kaynakları müdürü Sema aradı. Aysun'un yardımıyla durumu kısaca bildirmiştim. “Ceyda, önce geçmiş olsun,” dedi. “Çalışma konusunda endişelenmeni istemiyorum. Sağlığın öncelikli.” “Şirkete ait belgeler bulunmuş,” dedim. “Biliyorum. Uyum ve bilgi güvenliği birimlerimiz konuyu inceliyor. İnceleme tamamlanıncaya kadar erişim yetkilerini koruma amacıyla geçici olarak askıya aldık. Bu senin suçlu olduğunu düşündüğümüz anlamına gelmiyor.” Boğazımdaki düğüm biraz gevşedi. “Belgelerde benim imzam var.” “Bunun farkındayız. Ama bir belgenin üzerinde imza bulunması, o işlemi senin yaptığını tek başına kanıtlamaz.” Sema görüşmenin sonunda şirket avukatlarının yetkili makamlarla iş birliği yaptığını söyledi. Telefonu kapattığımda ağladım. Üç gündür ilk kez, kimse beni susturmaya çalışmadan sözlerimi dinlemişti. Bir hafta sonra hastaneden çıktım. Nermin Hanım evindeki alt kattaki odayı kullanabileceğimi söylemişti. Ona yük olmak istemiyordum ama başka bir yere yerleşinceye kadar teklifini kabul ettim. Kapısından tekerlekli sandalyeyle girdiğimde masanın üzerinde bir çorba kasesi ve küçük bir çiçek gördüm. “Burada kimse sana ne zaman yemek yiyeceğini söylemeyecek,” dedi. Gülmeye çalıştım. Fakat o cümle beni beklediğimden fazla etkiledi. Sonraki haftalarda hayatım iki ayrı yolda ilerledi. Bir yanda kontrollerim, fizik tedavi sürecim ve yavaş yavaş geri kazandığım hareket kabiliyetim vardı. Diğer yanda ifadeler, belgeler ve mahkemeye sunulan talepler. Levent birkaç kez benimle görüşmeye çalıştı. Önce özür dilediğini yazdı. Ardından annesinin kötü niyetli olmadığını söyledi. Son mesajında ise yaşananları büyüttüğümü öne sürdü. Mesajların hepsini sakladım. Hiçbirine cevap vermedim. Şükran ise ortak tanıdıklara evde talihsiz bir kaza yaşandığını anlatıyordu. Benim merdivenden düştüğümü söyleyenler bile vardı. Ama evimizde mutfağa çıkan bir merdiven yoktu. Soruşturma ilerledikçe şirket belgeleriyle ilgili gerçek de yavaş yavaş ortaya çıktı. Levent, evlilikten önce girdiği bir işte başarısız olmuştu. Kendisinin ve annesinin adına biriken borçlar yüzünden uzun süredir para arıyorlardı. Benim çalıştığım şirketteki mali süreçleri bildiğimi ve bazı raporlara erişebildiğimi öğrenmişti. Önce işimle ilgili sıradan sorular sormuş, sonra bilgisayarımı kullanmak için bahaneler üretmişti. Evde bıraktığım eski bir bilgisayarda saklanan örnek dokümanları bulmuş, bunları gerçek ödeme belgeleri gibi düzenlemeye çalışmışlardı. Ancak hazırladıkları talimatlar şirketin resmî ödeme sisteminden geçmemişti. Dosyadaki 780 bin lira, gerçekleşmiş bir transfer değil, başarısız bir girişimin parçasıydı. Levent ve Şükran, benim adımı kullanarak paraya ulaşabileceklerini düşünmüşlerdi. Bunu yapamayınca da hazırladıkları belgelerin ortaya çıkmasından korkmuşlardı. Şükran'ın mutfaktaki öfkesinin altında bu korku da vardı. Yine de hiçbir mali sorun, bana yaptıklarını açıklayıp haklı çıkaramazdı. Birkaç ay sonra şirketin iç incelemesi tamamlandı. Yetkisiz bir şirket ödemesi gerçekleşmediği, şüpheli belgelerin şirket dışındaki bir bilgisayarda hazırlandığı belirlendi. Benim işlem yaptığımı gösteren bir kayıt bulunmadı. Adımın temize çıkması büyük bir rahatlamaydı ama hayatımın eski haline döndüğü anlamına gelmiyordu. Geceleri bazen mutfakta duyduğum tabak sesleriyle uyanıyordum. Birinin öfkeyle sesini yükseltmesi hâlâ beni ürkütüyordu. Nermin Hanım, böyle zamanlarda sorular sormadan yanıma oturuyordu. Bir akşam ona, “Keşke o gün daha önce gitseydim,” dedim. Başını iki yana salladı. “O gün ne yapabileceğini anlamışsın ve çıkmışsın. Bugün de kendi yolunu çiziyorsun.” Sözlerini uzun süre düşündüm. Altıncı ayda, destekle kısa mesafeler yürüyebiliyordum. İşe kademeli olarak dönmüştüm. Küçük, güneş alan bir daire kiralamış, boşanma davamın sonuçlanmasını beklemeye başlamıştım. Ceza yargılaması da devam ediyordu. Kayınpederimin olay sırasındaki rolü ayrıca incelenmişti. İlk başta hiçbir şey görmediğini söylese de sonraki beyanları arasında çelişkiler ortaya çıkmıştı. Duruşmalardan birinde Levent ilk kez benimle göz göze geldi. Eskiden o bakışı gördüğümde hemen kendimi açıklamaya çalışırdım. Bu kez bakışımı kaçırmadım. Hakim bana olaydan sonra onunla barışmak isteyip istemediğimi sormadı. Kimse hayatımı bir aile toplantısında çözmeye çalışmadı. Hukuki süreç kendi kurallarıyla ilerledi. Belgeler değerlendirildi, tanıklar dinlendi, savunmalar alındı. Aylar sonra Şükran hakkında kasten yaralama suçundan mahkûmiyet kararı verildi. Levent'in olay sonrasındaki davranışları ve diğer iddialara ilişkin sorumluluğu da mahkeme tarafından ayrıca değerlendirildi. Kararlar yasal denetim süreçlerine tabi tutuldu. Sahte belgelerle ilgili soruşturma ise ayrı dosyada ilerledi. Hiçbiri bir gecede sonuçlanmadı. Fakat artık olayın üstü örtülemiyordu. Boşanma kararı kesinleştiğinde, adliyeden çıktığımda hava yağmurluydu. Nermin Hanım kapıda beni bekliyordu. “Şemsiyeni getirdim,” dedi. Gülümsedim. “Bugün biraz yağmurda yürümek istiyorum.” Yan yana, yavaş adımlarla kaldırımdan ilerledik. Bastonumu dikkatle yere basıyordum. Bacağım hâlâ zaman zaman ağrıyordu ama artık kendi hızımı kendim belirliyordum. Bir süre sonra Nermin Hanım durdu. “Yeni evine alıştın mı?” “Evet. Dün ilk kez mutfağımda arkadaşlarıma yemek yaptım.” “Nasıl geçti?” “Bir tabağı düşürdüm.” Endişeyle yüzüme baktı. “Sonra?” “Parçalarını topladım, yeni bir tabak çıkardım ve yemeğe devam ettik.” İkimiz de gülümsedik. Çünkü eskiden küçük bir hatanın ardından gelecek öfkeyi beklerdim. Şimdi kırılan bir tabak yalnızca kırılan bir tabaktı. O akşam yeni evime döndüğümde mutfak penceresini açtım. Yağmurun kokusu içeri doldu. Masanın üzerinde, hastaneden çıktığım gün Nermin Hanım'ın getirdiği küçük çiçek duruyordu. Telefonumu elime aldım. Levent'in numarasını uzun zaman önce engellemiştim. Artık ondan bir açıklama, pişmanlık ya da özür beklemiyordum. Kendime çay koydum, sandalyeme oturdum ve sessizliği dinledim. Bir zamanlar o sessizlik bana terk edilmişliği hatırlatıyordu. Şimdi ise güvenli bir evin huzurunu. O yağmurlu gece Nermin Hanım'ın kapısına ulaşabilmek için bütün gücümü kullanmıştım. Hayatımın geri kalanında da güç gerektiren günler olacaktı. Ama artık gücümü birilerinin beni sevmesini sağlamak için değil, kendi hayatımı kurmak için kullanıyordum. Ve uzun zamandır ilk kez yarın sabah uyandığımda kimin öfkesinden korunmam gerektiğini değil, kendim için neler yapmak istediğimi düşünüyordum.