Kendime ait olan bir evde tek başıma yaşayan bir kadınım

Sabah gözlerimi açtığımda, bir gariplik fark ettim. Üzerimde yalnızca ince bir çarşaf vardı ve... geceliğim yoktu. Bir anda kalbim hızla çarpmaya başladı. Yatağın içinde doğruldum. Başım dönüyordu. Geceyi hatırlamaya çalıştım. Çorba içmiş, biraz sohbet etmiş, sonra odama çekilip uyumuştum. Ama şimdi içimde tarif edemediğim bir huzursuzluk vardı. Hızla üzerime bir sabahlık geçirip odadan çıktım. Salon bomboştu. Kanepenin üzerindeki battaniye katlanmıştı. Adam gitmişti. Midem düğümlendi. Hemen çantamı kontrol ettim. Cüzdanım yerindeydi. Telefonum da. Dolapları kontrol ettim. Hiçbir şey eksik görünmüyordu. Ama yine de içimdeki korku geçmiyordu. Tam o sırada mutfak masasının üzerinde katlanmış bir kâğıt gördüm. Titreyen ellerimle açtım. Üzerinde şöyle yazıyordu: "Öncelikle korkmamanızı istiyorum. Size zarar vermedim. Ama size gerçeği anlatmadan gitmek istemedim." Nefesimi tuttum. Mektubu okumaya devam ettim. "Dün gece çorbayı içerken fenalaştığınızı fark ettim. Başınız dönmeye başladı ve mutfağın kapısında bayıldınız. Yere düşerken başınızı çarpmanızı son anda engelledim. Sizi odanıza taşıdım. Doktor çağırmayı düşündüm ama kısa süre sonra kendinize geldiniz ve uykuya daldınız. Üzerinizdeki gecelik tamamen çorba ve kahveyle ıslanmıştı. Soğukta kalmamanız için üzerinizi örttüm. Yanlış anlaşılacağını biliyorum ama sizi o şekilde bırakmak vicdanıma sığmadı. Bu yüzden temizlenmesi için geceliği banyoya astım." Şaşkınlık içinde banyoya koştum. Kapının arkasında, kuruması için asılmış geceliğimi gördüm. Bir anda dizlerimin bağı çözüldü. Mutfak sandalyesine oturdum. Gözlerim mektubun son satırlarına takıldı. "Hayat bana insanların çoğunun kapıları yüzüme kapattığını öğretti. Siz ise beni tanımadan evinize aldınız. Belki size bunu söylemeye hakkım yok ama lütfen herkesi benim gibi çaresiz gördüğünüz için değil, iyi bir insan olduğunuz için yardım etmeye devam edin. Bu gece bana sadece bir çorba vermediniz. Uzun zamandır unuttuğum bir şeyi hatırlattınız: İnsanlık hâlâ var." Mektubun altında bir isim vardı. "Mehmet." O gün işe gitmedim. Saatlerce o mektubu düşündüm. Akşam eve dönerken aynı köşe başına uğradım. Ama Mehmet yoktu. Ertesi gün de. Sonraki hafta da. Onu bir daha hiç görmedim. Aradan iki yıl geçti. Bir gün çalıştığım şirkete davetli bir konuşmacı geldi. Başarılı bir sosyal yardım vakfının kurucusuydu. Sahneye çıktığında elimdeki kahve fincanı titredi. Çünkü karşımda duran adamı tanıdım. O gece evime aldığım adamdı. Mehmet. Konuşmasının sonunda yanıma geldi. Beni görünce gülümsedi. "Hatırladınız mı?" Gözlerim doldu. "Elbette." Meğer o geceden sonra hayatını değiştirmeye karar vermiş. Bir yardım kuruluşuna başvurmuş, iş bulmuş ve zamanla sokakta yaşayan insanlara destek veren büyük bir vakfın kurulmasına öncülük etmiş. Sonra cebinden eski, katlanmış bir kâğıt çıkardı. Benim ona verdiğim alışveriş listesinin arkasına yazılmış küçük bir nottu. O gece mutfakta ona bırakmıştım: "Bu evde kendini güvende hissedebilirsin." Gülümseyerek bana uzattı. "Hayatımı değiştiren ilk cümle buydu." O an anladım ki bazen yaptığımız en küçük iyilikler bile, hiç beklemediğimiz kadar büyük sonuçlar doğurabiliyor. Ve bir insanın hayatını değiştirmek için bazen sadece sıcak bir çorba, temiz bir battaniye ve açık bir kapı yeterli olabiliyor.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.