Kırık kemikleriyle hastane yatağında yatan anne

İlk sesli mesaj Emre’dendi. Sesindeki panik, Sevim yere düştüğünde bile duyulmamıştı. “Anne, bankadan ödeme gelmedi. Herhalde bir hata oldu. Hemen beni ara.” İkinci mesajda sesi değişmişti. “Bunu bize haber vermeden nasıl yaparsın?” Altıncı mesajda ise Derya ağlıyordu. “Anneciğim, çocukların okul taksitleri var, ev kredisi var… İnsan böyle büyük bir kararı bir anda vermez.” Hemşire Ayşe, Sevim’e bir bardak su uzattı ve telefona bakarak hafifçe gülümsedi. “Galiba şimdi sağlığınızı hatırladılar.” Sevim dudaklarında belli belirsiz bir tebessüm oluşturdu ama kaburgalarındaki ağrı yüzünü buruşturdu. Ertesi sabah Emre hastanenin sabit hattını aradı. “Anne… Havale talimatını sen mi iptal ettin?” “Evet,” dedi Sevim sakin bir sesle. “Bizim tonla masrafımız var.” “Benim de kırık kemiklerim var.” Emre birkaç saniye sustu, sonra alçak sesle konuştu.“Konu bu değil.” Sevim tavandaki beyaz ışığa baktı. “Asıl konu tam da bu, oğlum.” Telefonu Derya aldı. “Biz sadece şu an ilgilenemeyeceğimizi söyledik. Bu, bizi ortada bırakmanız gerektiği anlamına gelmez.” Öğlene doğru Avukat Kemal Bey hastaneye geldi. Elindeki dosyaları Sevim’in önüne dikkatlice koydu. “Bugüne kadar verdiğiniz para bir destekti, yasal bir zorunluluk değil,” dedi sakin bir sesle. “Bundan sonra sizden hiçbir hak talep edemezler.” Sonra önündeki ikinci zarfı yavaşça açtı. “Bir de Emre’nin oturduğu daire var…” dedi Kemal Bey. “Tapu hâlâ sizin üzerinize kayıtlı.” Kemal Bey bunları söyledikten sonra Sevim o gün ilk kez gözlerini tamamen kapattı. Acı hâlâ bedenindeydi ama içindeki yük hafiflemişti. O daireyi aslında Emre için değil, torunlarının geleceği güvende olsun diye satın almıştı. Emre defalarca tapunun kendi üzerine geçirilmesini istemiş, kredi işlemlerinin daha kolay olacağını söylemişti. Derya da her zamanki tatlı gülümsemesiyle, “Anneciğim, sonuçta her şey aile içinde,” diyerek onu ikna etmeye çalışmıştı. Ama Sevim her seferinde konuyu geçiştirmişti. Belki de içinde bir yerlerde, yılların verdiği sessiz bir sezgi onu koruyordu. Kemal Bey dosyaları toparlayıp sakin bir sesle konuştu: “Artık karar sizin. İster onların orada kalmasına izin verirsiniz, ister şart koyarsınız. Ama şunu unutmayın… Bu hayat boyunca kazandığınız para da, mülkleriniz de, bakımınız da önce sizin sorumluluğunuz.” Sevim pencerenin dışına baktı. Hastanenin otoparkında yaşlı bir adam, tekerlekli sandalyedeki eşinin yanında şemsiyeyi onun üzerine tutuyordu. Yağmur adamın omuzlarını ıslatıyordu ama şemsiye eşini koruyordu. Sevim uzun zaman sonra rahmetli eşi Mehmet’i düşündü. O yaşasaydı, Emre’ye o gece hastane odasında öyle sözler söylettiği için büyük bir öfkeyle karşısına dikilirdi. Sonra da muhtemelen Sevim’in elini tutup şöyle derdi: “Artık biraz da kendini koru Sevim.” Dört gün sonra Sevim hastaneden taburcu edildi. Hemşire Ayşe onunla birlikte eve geldi.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.