Kız kardeşim, bir yılı aşkın bir süre
Avukatım kalemi masaya bıraktı ve arkasına yaslanarak derin bir nefes aldı. Gözlerindeki ciddiyet, işlerin Mia için hiç de iyi gitmeyeceğinin kanıtıydı.— "Bu kanıtlar elimizdeyken," dedi avukatım sakin ama kararlı bir ses tonuyla, "ona resmi bir ihtarname göndereceğiz. Eşyaları iade etmesi veya bedelini ödemesi için tam yedi günü var. Aksi takdirde hem hırsızlık hem de nitelikli dolandırıcılıktan dava açacağız."Mektup ertesi gün üvey annemin evine, yani Mia’nın sığındığı yeni adrese ulaştı. O andan itibaren telefonum adeta kilitlendi.İlk arayan üvey annem oldu. O birkaç gün önce masamda yüzüme karşı gülen kadın gitmiş, yerine yalvaran bir ses gelmişti:— "Thomas, lütfen sakin ol! O senin kardeşin, aileni mahkemeye mi vereceksin? Mia sadece bir cahillik yaptı."Ardından babam aradı. Aile grubunda beni "bencil ve acımasız" ilan eden babam, gerçeği (banka makbuzlarını ve avukatımın ihtarname detaylarını) görünce tamamen geri adım atmıştı:— "Oğlum, Mia’nın eşyaları senden çaldığını bilmiyordum. Bize hepsini senin ona hediye ettiğini söylemişti. Lütfen davayı geri çek, aramızda çözelim."En son mesaj ise Mia’dan geldi. O kibirli, beni herkesin önünde aşağılayan kız gitmiş, yerine korkudan ne yapacağını bilemeyen biri gelmişti:— "Tamam, her şeyi geri getireceğim. Yeter ki o davayı açma, işimi kaybederim."Yedi günün sonunda, bir nakliye kamyonu apartmanımın önüne yanaştı. Mia, çaldığı her bir mobilyayı tek tek, çizik dahi olmadan salonuma geri taşımak zorunda kaldı. Üstelik avukatımın masraflarını da kuruşu kuruşuna ödedi.Eşyalarım geri gelmişti ama ailemle olan bağlarım tamamen kopmuştu. Yine de o gün salonumdaki kanepeme oturup kahvemi yudumlarken, hayatımda ilk kez bu kadar huzurlu hissettim. Haklılığımı kanıtlamıştım ve artık hayatımda beni sömüren insanlara yer yoktu.