Kız kardeşler yetimhane
Aradan iki yıl geçti. Artık Merve’nin sesini duymak için otuz iki yıl beklemem gerekmiyordu. Bazen sabah kahvemi içerken arıyor, bazen gece yarısı eski bir anıyı hatırlayıp mesaj atıyordu. Hayatımıza geç kalmış olsak da birbirimizin eksik kalan yıllarını sabırla tamamlıyorduk. Bir sonbahar günü, Leyla’nın doğum günü için onların evine gittim. Bahçe renkli balonlarla süslenmişti. Çocukların kahkahaları her yeri dolduruyordu. Hediyemi vermek için içeri girdiğimde, Leyla koşarak yanıma geldi. "Bekle!" dedi heyecanla. "Sana bir şey göstereceğim." Beni odasına götürdü. Masasının üzerinde renkli ipler vardı. Kırmızı, mavi, sarı ve yeşil... Küçük parmaklarıyla ördüğü bilekliklerden birini elime bıraktı. "Bu senin." Gülümsedim. "Benim mi?" Başını salladı. "Bir tane de anneme yaptım. Çünkü artık kaybolmayacaksınız." Bir an konuşamadım. Parmaklarımın arasında duran bilekliğe baktım. Kusursuz değildi. Düğümleri eğriydi, bazı yerleri fazla sıkı, bazı yerleri fazla gevşekti. Tıpkı otuz iki yıl önce yaptığım bileklik gibi. Merve kapının önünde durmuş bizi izliyordu. Gözleri dolmuştu. Leyla ikimizin ellerini tuttu ve bileklikleri bileklerimize bağladı. O an anladım ki kader bizi yalnızca yeniden buluşturmamıştı. Kaybettiğimiz çocukluğun yerine yeni bir aile hikâyesi yazmıştı. Yetimhanede birbirimize sarılıp kurduğumuz hayal, yıllar sonra beklemediğimiz bir şekilde gerçek olmuştu. Bazen hayat verdiği sözleri hemen tutmaz. Bazen otuz iki yıl bekletir. Ama bazı bağlar, zamanın, mesafelerin ve sessizliğin bile koparamayacağı kadar güçlüdür. O gün eve dönerken bileğimde yeni bir kırmızı-mavi bileklik vardı. Ve ilk kez, verdiğim sözü gerçekten tuttuğumu hissediyordum.