KIZIM 21 YAŞINDA KORELİ BİR ADAMLA EVLENDİ
Tam o anda kapının kolu hareket etti. Olduğum yerde donup kaldım. Elimde tuttuğum kutunun kapağı açık, içindeki dolar desteleri gözlerimin önünde duruyordu. Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki göğsümden çıkacak sandım. Ayak sesleri merdivenlere yaklaşıyordu. Sonra bir adam göründü. Ama bu adam Jin Ho değildi. Yaklaşık kırk yaşlarında, yorgun yüzlü, uzun boylu bir Koreliydi. Beni görünce o da en az benim kadar şaşırdı. Birkaç saniye boyunca birbirimize bakıp kaldık. “Burada ne yapıyorsunuz?” diye sordu. Sesindeki şaşkınlık yerini kısa sürede endişeye bıraktı. Ben ise titreyen sesimle tek bir şey söyleyebildim: “Bahar nerede?” Adam başını öne eğdi. “Demek siz annesisiniz…” Bu cümleyle içimde korkunç bir şey koptu. “Bahar nerede?” diye tekrar ettim. “Bana hemen kızımın nerede olduğunu söyleyin.” Adam merdivenleri çıkıp yanıma geldi. Gözleri odadaki kutulara kaydı. Sonra derin bir nefes aldı. “Benim adım Min Jae. Bahar’ın eşinin kardeşiyim.” Bir an ne diyeceğimi bilemedim. “Jin Ho’nun kardeşi misiniz?” “Evet.” “Peki siz neden buradasınız? Bu para ne? Bahar nerede?” Min Jae birkaç saniye sustu. Sonra odadaki sandalyelerden birini gösterdi. “Lütfen oturun. Size anlatmam gereken çok şey var.” Oturmadım. “On iki yıldır kızımı görmedim. Her yıl hesabıma 80 bin dolar gönderdi. Bana iyi olduğunu söyledi. Şimdi evine geliyorum, ortada kimse yok ve bu odada yığınla para buluyorum. Bana oturmamı söylemeyin. Bana gerçeği söyleyin.” Adamın gözleri doldu. “Bahar size yalan söylemek istemedi.” “Yalan söylemek istemedi mi?” diye bağırdım. “On iki yıl boyunca eve gelmedi!” “Çünkü gelirse her şeyin ortaya çıkacağından korkuyordu.” Bu sözler içimi daha da ürpertti. Min Jae cebinden telefonunu çıkardı ve ekranı bana çevirdi. Ekranda kızımın bir fotoğrafı vardı. Ama Bahar’ın yüzünde yıllardır görmediğim bir ifade vardı. Gülümsüyordu. Fotoğrafın altında bir hastane adı ve bir tarih görünüyordu. Tarih yaklaşık on bir yıl öncesine aitti. “Bu ne?” diye sordum. “Bahar’ın geçirdiği kazadan sonraki ilk fotoğrafı.” Dizlerimin bağı çözüldü. “Kaza mı?” Min Jae başını salladı. “Evlendikten birkaç ay sonra Bahar ve Jin Ho ciddi bir trafik kazası geçirdi. Jin Ho olay yerinde hayatını kaybetti.” Dünya başıma yıkılmış gibi oldu. Yıllardır kızımın evli olduğunu, eşiyle birlikte çalışıp hayatını sürdürdüğünü sanıyordum. “Jin Ho öldü mü?” “Evet.” “Bahar neden bana söylemedi?” Min Jae gözlerini yere indirdi. “Çünkü kazadan sonra çok zor bir dönem geçirdi. Hem fiziksel hem de psikolojik olarak toparlanması uzun sürdü. Ama asıl mesele bu değildi.” “Daha ne olabilir?” Adam beni odadaki kutuların yanına götürdü. “Bu para sizin düşündüğünüz gibi gizli bir servet değil.” Kutulardan birini açtı. Dolarların arasında zarflar vardı. Her zarfın üzerinde tarih yazıyordu. Bir tanesini eline aldı. “Bahar her yıl size gönderdiği 80 bin doları kendi kazancından ayırdı. Ama size gönderdiği miktarın çok daha fazlasını burada sakladı.” Şaşkınlıkla ona baktım. “Ne demek istiyorsunuz?” “Bahar, eşinizden kalan eski borçlar ve kendi hayatı nedeniyle sizin maddi sıkıntı çektiğinizi biliyordu. Fakat size para gönderirken bunun nedenini açıklamak istemedi. Çünkü sizin onun için endişelenmenizi istemiyordu.” “Ben onun annesiyim. Benden nasıl böyle bir şeyi saklayabilir?” Min Jae sessizce cevap verdi: “Çünkü sizi üzmekten korkuyordu.” Sonra başka bir zarf çıkardı. Üzerinde benim adım yazıyordu. Ellerim titreyerek zarfı aldım. İçinden bir mektup çıktı. Kızımın el yazısını daha ilk satırdan tanıdım. “Anne…” Bu tek kelime bile gözlerimi doldurdu. Mektubu okumaya başladım. Bahar, kazadan sonra aylarca hastanede kaldığını anlatıyordu. O sırada yürümekte zorlanmış, yüzünde ve vücudunda ciddi yaralar oluşmuştu. Jin Ho’nun ölümünü kabullenememişti. Fakat asıl korktuğu şey benim onu o halde görmemdi.