Kızımın cenazesinde damadım soğuk bir sesle, Kızları çocuk esirgeme kurumuna veriyorum

Gül’ün not defterini açarken ellerim titriyordu. Yazısı ilk başta tam da hatırladığım gibi düzgün ve zarifti. Alışveriş listeleri. Doktor randevuları. Okul hatırlatmaları. Faturalar ve ilaçlar hakkında notlar. Sonra yazı değişti. Harfler sıkışmaya başladı. Daha düzensizleşti. Telaşlı bir hal aldı. Tıpkı yakalanmaktan korkan birinin yazması gibi. “Ahmet kızların onun hayatını mahvettiğini söylüyor.” “Bugün doktora gidemeyeyim diye arabamın anahtarlarını sakladı.” “Çalışma saatlerimi yine değiştirmişler. İnsan kaynaklarındaki arkadaş, bunun yönetimden geldiğini söyledi.” “Ahmet insan kaynaklarında çalışıyor.” Sırtımdan aşağı bir ürperti indi. Gül ve Ahmet aynı şirkette çalışıyordu. Gül idari işlere bakıyordu. Ahmet ise insan kaynaklarındaydı; yani çalışma saatleri, izin talepleri ve şirket içi raporlar onun kontrolündeydi. Ben her zaman Ahmet'in onunla ilgilendiğini sanmıştım. Kızım bana sık sık çok yorulduğunu söylerdi. Göğsünün ağrıdığını. Artık uyuyamadığını. Bir süre benimle kalması için ona yalvarmıştım ama her seferinde şu cevabı verirdi: “Kızlarımın babasız büyümesini istemiyorum.” Okumaya devam etmedim. “Sağlık iznimi yine reddettiler.” “Ahmet, ölürsem sonunda kendimi özgür hissedeceğimi söyledi.” “Mariela etrafta çocuk istemiyor. Ahmet bu sorunu çözeceğini söyledi.” Başımı yavaşça kaldırdım. “Mariela kim?” Rüya sessizce cevap verdi. “Beyaz minibüsteki kadın.” Nisan ağlamaya başladı. “Annem yanındayken bile babam ona ‘aşkım’ diyordu.” Leyla flash belleği bilgisayarıma taktı. Klasörde ekran görüntüleri, e-postalar, ses kayıtları ve belge fotoğrafları vardı. Kayıtlardan birinde Ahmet’in sesi hoparlörden soğukça yükseldi: “Dramatik davranmayı kes artık Gül. Eğer bu kadar mutsuzsan, o zaman başkalarının hayatını da karartmayı bırak.” Bir başka kayıtta ise bir kadının kahkahası duyuluyordu. “Ama çocuklar olmadan Ahmet. Ben kimsenin üvey annesi olamam.” Ahmet sakince cevap veriyordu: “Rahat ol sen. Önce Gül’den kurtulacağım. Sonra o küçük veletleri nereye postalayacağımı bulurum.” Rüya kulaklarını kapattı. Kontrolümü tamamen kaybetmeden önce dışarı çıkmak zorunda kaldım. Şafak vakti, ıslak toprak ve çoktan kahvaltı hazırlığına başlamış yakın bir evden gelen taze ekmek kokuyordu. Kızımın tüm bu acıyı tek başına göğüslediğini hayal ettim. O yorgun gözlerini. Titreyen ellerini. Bana açtığı o son telefonu. “Baba… Çok yorgunum. Ama senin endişelenmeni istemiyorum.” Ertesi sabah, her şeyi eski bir arkadaşımın önerdiği bir avukata götürdüm. Adı Beatriz Salgado idi. Sözümü hiç kesmeden her belgeyi dikkatlice inceledi. Sonunda defteri kapattığında yüz ifadesi tamamen değişmişti. “Hasan amca,” dedi yumuşak bir sesle, “bu durum her şeyi değiştirir. Velayet, suç duyuruları, iş yerindeki suistimaller… Ama önce kızları koruma altına almalıyız.” “Ya Ahmet?” “Elimizde ne kadar çok delil olduğunu fark etmemeli.” Haftalarca sessiz kaldık. Çocuk esirgeme kurumu devreye girdi — ama Ahmet’in beklediği şekilde değil. Torunlarım benim gözetimimde kaldı. Şirket dahili bir soruşturma başlattı. Savcılık şikayeti kabul etti. Ve adım adım, gerçek gün yüzüne çıkmaya başladı. Bu sırada Ahmet, hayatı mükemmelmiş gibi davranmaya devam ediyordu. Mariela ile çıktığı romantik akşam yemeklerini internette paylaşıyor, sempati toplamak için sahte yas mesajları yayımlıyordu. İki ay sonra, Cholula’daki şık bir kır evinde evleneceklerini duyurdu. “Her fırtınadan sonra Tanrı bize başka bir şans verir,” diye yazmıştı internette. Leyla paylaşıma sessizce baktı. Sonra ahşap dolaba yürüdü, annesinin mor not defterini aldı ve şöyle dedi: “O zaman Tanrı’ya hikayenin gerçeğini gösterelim.” İşte o an, Ahmet’in düğününün asla huzur içinde gerçekleşmeyeceğini anladım. Çünkü hiçbirimiz torunumun mihrabın önünde neyi ifşa etmek üzere olduğunu tahmin edemezdik.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.