KIZIMIN OKUL ÇANTASINDA HER PAZARTESİ 500 TL BULUYORDUM

Kızım Duru on bir yaşındaydı ve birkaç ay öncesine kadar harçlığını bile benden istemeden hiçbir şey satın almayan bir çocuktu. Bu yüzden ilk kez okul çantasının küçük ön cebinde katlanmış 500 TL bulduğumda çok şaşırdım. Akşam ona sordum. “Duru, bu para nereden geldi?” Bir an duraksadı. Sonra gözlerini kaçırarak: “Okulda buldum,” dedi. Yalan söylediğini hemen anladım. Ama üzerine gitmedim. Ertesi pazartesi çantasını kontrol ettiğimde yine 500 TL vardı. Bir sonraki pazartesi de. Sonraki hafta da. Her seferinde para aynı şekilde ikiye katlanmış halde, çantasının ön cebinde duruyordu. Duru’ya tekrar sorduğumda bu kez: “Anne, gerçekten önemli bir şey değil,” dedi. “Birisi mi veriyor?” Sessiz kaldı. “Kim?” “Lütfen sorma.” İşte o anda içime korku düştü. Bir yetişkinin kızımla benim bilgim dışında görüşmesi, ona düzenli olarak para vermesi hiç normal değildi. Okul yönetimini aradım. Öğretmeni, Duru’nun okulda herhangi bir sorun yaşamadığını söyledi. Arkadaşlarını sordum. Kimsenin böyle bir paradan haberi yoktu. Sonunda kızımı takip etmeye karar verdim. Pazartesi sabahı onu her zamanki gibi okulun yakınında bıraktım. Ama eve dönmedim. Arabayı birkaç sokak ileride park edip bekledim. Dersler bittikten sonra Duru okuldan çıktı. Eve giden yola yönelmek yerine arka sokaklara doğru yürümeye başladı. Onu uzaktan takip ettim. Yaklaşık on dakika sonra küçük, eski bir parkın önünde durdu. Kalbim hızla atmaya başladı. Parkın kenarında gri saçlı, bastonlu yaşlı bir adam onu bekliyordu. Adam Duru’yu görünce gülümsedi. Duru koşarak yanına gitti. Ben arabadan inmeye hazırlanıyordum ki adam cebinden küçük bir zarf çıkarıp Duru’ya uzattı. Duru zarfı aldı. Sonra yaşlı adam eğilip kızımın başını okşadı. Tam o anda adam yüzünü bana doğru çevirdi. Elim kapının kolunda kaldı. Arabadan inemedim. Yüzünü yalnızca birkaç saniye görmüştüm ama içimde tarif edemediğim bir şey olmuştu. O yüz bana yabancı gelmiyordu. Sanki hayatımın çok eski, çok karanlık bir köşesinden çıkıp karşıma dikilmişti. Ama kim olduğunu çıkaramıyordum. Ya da belki çıkarmaktan korkuyordum. Duru birkaç dakika sonra adamın yanından ayrılıp eve doğru yürümeye başladı. Yaşlı adam ise parkta tek başına kaldı. Ben arabayı çalıştırmadım. Dakikalarca onu izledim. Adam bir süre Duru’nun arkasından baktı. Sonra cebinden eski bir fotoğraf çıkarıp uzun uzun inceledi. Fotoğraftaki kişileri göremiyordum. Ama adamın ellerinin titrediğini fark ettim. O gece kızımın odasına girdim. “Bugün seni takip ettim,” dedim. Duru’nun yüzü bir anda soldu. “Anne…” “Bana gerçeği anlat.” Uzun süre sustu. Sonra ağlamaya başladı.Duru’nun yanına oturup omuzlarına dokundum. İçimdeki korku artık öfkeye dönüşüyordu. “Duru, o adam sana bir şey yaptı mı?” Başını hızla iki yana salladı. “Hayır anne. Bana hiç kötü davranmadı.” “Peki kim o?” Gözlerini sildi ama cevap vermedi. “Duru, haftalardır sana para veren, seninle gizlice görüşen bir adam var. Bunu bilmeye hakkım var.” Kızım birkaç saniye yüzüme baktı. Sonra çalışma masasının çekmecesini açıp küçük bir kutu çıkardı. Kutunun içini görünce şaşkınlıktan konuşamadım. Haftalardır çantasında bulduğum 500 TL’lerin neredeyse tamamı oradaydı. “Hiç harcamadım,” dedi. “O zaman neden alıyorsun?” “Geri verince çok üzülüyor.” “Niye sana para veriyor?” Duru dudaklarını ısırdı. “Bilmiyorum. Bana bunun bir borç olduğunu söylüyor.” “Ne borcu?” “Seninle ilgiliymiş.” Kalbim sıkıştı. “Benimle mi?” Duru başını salladı. “Bazen seni soruyor.” “Ne soruyor?” “İyi misin diye. Hâlâ kahveyi şekersiz içiyor musun diye. Yağmur yağınca pencereyi açıp kokusunu içine çekiyor musun diye.” Olduğum yerde donup kaldım. Bunlar herhangi bir yabancının bilebileceği şeyler değildi. Kahvemi çocukluğumdan beri şekersiz içerdim. Yağmur başladığında pencereyi açma alışkanlığım da annemden kalmıştı. “Başka ne söyledi?” Duru gözlerini kaçırdı. “Bir keresinde, seni küçükken omzuna alıp sokakta gezdirdiğini söyledi.” Nefesim kesildi. Zihnimde yıllardır hatırlamadığım bir görüntü belirdi. Küçük bir kızdım. Bir adam beni omuzlarında taşıyordu. Ben kahkahalar atarken annem arkamızdan bağırıyordu: “Düşüreceksin çocuğu!” Adam dönüp gülüyordu. Ama yüzünü hatırlayamıyordum. O gece uyumadım. Sabaha kadar parkta gördüğüm adamın yüzünü düşündüm. Bir yanım onu tanıyordu. Diğer yanım bunu kabul etmek istemiyordu. Çünkü çocukluğumun bazı bölümleri bende hep sisliydi. Babamın ben sekiz yaşındayken öldüğünü biliyordum. En azından annem bana hayatım boyunca böyle söylemişti. Ertesi gün eski fotoğraf albümlerini çıkardım. Babam olduğunu düşündüğüm adamın yalnızca birkaç fotoğrafı vardı. Ama garip bir şey fark ettim. Sekiz yaşımdan önce çekilmiş aile fotoğraflarının birçoğunda bir erkeğin bulunduğu yer kesilmişti. Makasla. Fotoğrafların kenarlarında omuz, el ya da ceket parçaları kalmıştı. Annem bunu neden yapmıştı? Bir fotoğrafın arkasında solmuş bir yazı fark ettim: “Banu, babasının omuzlarında. 1994.” Fotoğrafın sağ tarafı kesilmişti.