Kızımın sınıf arkadaşları
Fotoğraflar. Düzinelerce fotoğraf. Ceren'in sınıf arkadaşlarıyla çekilmiş fotoğrafları. Her birinin arkasında küçük notlar bulunuyordu. İlkini çevirdim. "Ben Ece. Eğer Ceren bir gün okula gelemezse, yanında ben oturacağım." Bir diğerini çevirdim. "Ben Mert. Ceren'in doğum günlerini her yıl kutlayacağız." Sonrakini. "Ben Derya. Teyze, söz veriyorum, sizi hiç yalnız bırakmayacağız." Artık ağlamaktan fotoğrafları zor görebiliyordum. Derya gözlerini sildi. "Ceren bunu iki ay önce planlamaya başladı," dedi. "Ne?" "Evet. Hepimizden ayrı ayrı mektuplar istedi." Şaşkınlıkla ona baktım. "Neden bana söylemediniz?" Çünkü bize söz verdirdi." Derya derin bir nefes aldı. "Size sürpriz yapmak istiyordu." Zarfın dibinde son bir kâğıt daha vardı. Katlanmıştı. Açtığımda bunun arkadaşlarının imzaladığı büyük bir kart olduğunu gördüm. En altında Ceren'in notu yer alıyordu. "Anne, Bu akşam balo gibi görünüyordu ama aslında başka bir şeydi. Arkadaşlarımın sana verdiği bir söz. Ben ne olursa olsun, sen yalnız kalmayacaksın. Bir gün iyileşirsem, birlikte bu mektuplara güleceğiz. Ama işler istediğimiz gibi gitmezse, lütfen hayatına devam et. Gülmeye devam et. Çünkü sen benim tanıdığım en cesur insansın." Artık gözyaşlarımı durduramıyordum. Koridorun duvarına yaslandım. Ayakta durmak bile zorlaşmıştı. Tam o sırada odadan müzik sesi yükseldi. Ceren'in kahkahasını duydum. Aylar sonra ilk kez bu kadar içten gülüyordu. Derya omzuma dokundu. "Bir şey daha var." Başımı kaldırdım. "Nedir?" "Bu geceyi sadece balo için yapmadık." "Ne için?" "Ceren bize bir görev verdi." Şaşkınlıkla baktım. "Hangi görev?" Derya gülümsedi. "Onun umut etmeyi bırakmasına asla izin vermemek." Bir süre sessiz kaldım. Sonra mektubu göğsüme bastırdım. O an fark ettim. Zarfın içindeki şey kötü bir sır değildi. Bir veda da değildi. Bu, küçük bir kızın annesine bıraktığı umuttu. Odaya geri döndüğümde herkes dans ediyordu. Ceren beni görünce elini uzattı. "Anne!" Gözlerimdeki yaşları silmeye çalıştım. "Evet canım?" "Gülümse." "Neden?" Çünkü bu benim balom." Titrek bir kahkaha attım. Sonra elini tuttum. Müziğin ritmine uyarak odanın ortasına yürüdük. Monitörlerin sesi, kahkahalar ve müzik birbirine karışıyordu. O gece hastane odası bir balo salonuna dönüşmedi. O gece hastane odası, umudun hâlâ yaşayabildiği bir yere dönüştü. Ve ben, kızımın bana bıraktığı en büyük hediyenin zaman değil, sevgi olduğunu sonunda anladım.