Kocam 34 yılın ardından, benden yaşça çok daha küçük bir kadın uğruna beni terk etti

Bölüm 3: Uyanış Sözleri, beynimde yankılanan balyoz darbeleri gibiydi. Otuz dört yıl. Dile ne kadar kolay geliyor... Bir insanın nefes alışından, adım atışından onun o an ne düşündüğünü bildiğinizi sanırsınız. Parmaklarındaki o evlilik yüzüğünün altındaki izin, sadakatin yıkılmaz bir sembolü olduğuna inanırsınız. Ama ben hiçbir şey bilmiyormuşum. O sabah, önündeki tost kırıntılarına dalgın dalgın bakarken hissettiği şey bana karşı bir suçluluk ya da yeni bir aşka yelken açmanın heyecanı değildi. O sessizlik, soğukkanlı bir katilin, kurbanını ölüme terk etmeden önceki son hesaplaşmasıydı. "Peki sen?" diye sordum, sesimdeki o buz gibi sakinliğe kendim bile şaşırarak. "Neden her şeyi bırakıp kaçmadın? Neden polise gitmedin de bana, hayatını mahvettiğin kadına geldin?" "Çünkü," dedi hıçkırarak, "dosyaları incelerken beni yakaladı. Gözlerindeki o dipsiz karanlığı gördüm. O, senin kocam dediğin adam değildi artık; köşeye sıkışmış, kuduz ve vahşi bir hayvandı. Üzerime yürüdü, elleriyle boğazıma sarıldı. Onu var gücümle itip o evden nasıl kaçtığımı inanın hatırlamıyorum. Telefonum, cüzdanım, kimliğim... Her şeyim orada kaldı. Buraya geldim çünkü bu devasa şehirde onun dokunamayacağı, ondan nefret eden tek kişinin sen olduğunu biliyordum. Ve en kötüsü... Navigasyon cihazında son aranan adresin burası olduğunu görmüştüm. O, bu gece buraya geliyordu. İkimiz için de." Bölüm 4: Yüzleşme Ceren’in sözleri dudaklarından döküldüğü an, dışarıdaki sağanağın sesini bölen o tanıdık motor uğultusunu duyduk. Lastiklerin ıslak asfaltta çıkardığı o tiz fren sesi, kalbimin göğüs kafesimi parçalayacakmış gibi atmasına neden oldu. Mutfak penceresinden verandaya doğru dikkatlice baktım. O tanıdık siyah araba, bahçe kapısının önünde farları sönük bir şekilde, adeta avını bekleyen bir yırtıcı gibi duruyordu. Ayağa kalktım. İçimde aylardır biriken o kırgınlık, o terkedilmişlik ve aşağılanmışlık hissi, aniden yerini bambaşka bir güce, saf bir hayatta kalma güdüsüne bırakmıştı. Artık kocasının ardından ağlayan, yas tutan, evi onsuzluğa alıştıran o zavallı, pısırık kadın değildim. Karşımda benim hayatıma, anılarıma ve geleceğime kastetmiş bir yabancı, bir düşman vardı. "Ayağa kalk," dedim Ceren'e doğru. Sesim bir komutanınki kadar net ve tavizsizdi. "Hemen mutfak kapısının arkasına geç ve ne olursa olsun sesini çıkarma." Salona doğru kararlı adımlarla yürürken telefonumu elime aldım ve acil numarayı çevirdim. Polise durumu kısa, net ve mutlak bir soğukkanlılıkla anlattım. Silahlı, tehlikeli ve aranan bir saldırganın evime girmeye çalıştığını söyledim. Telefonu kapattıktan sonra antreye geçtim ve güvenlik kamerasının parlayan ekranına kilitlendim. Rıza oradaydı. Tıpkı Ceren’in az önce anlattığı gibi... Saçları birbirine karışmıştı, o her zamanki jilet gibi giyinen, kibirli adamdan eser yoktu. Üzerinde sırılsıklam bir trençkot vardı, sağ elini cebine derinlemesine sokmuş, tedirgin ve öfke dolu adımlarla verandaya doğru yaklaşıyordu. Eski anahtarını cebinden çıkardığını gördüm. Deliğe soktu, hızla çevirmeye çalıştı ama kilit, o gittikten sadece birkaç gün sonra değiştirdiğim yeni kilitlerden biriydi. Anahtar boşa döndüğünde yüzündeki o hayal kırıklığı ve çaresiz öfke karışımı ifadeyi kameradan net bir şekilde görebiliyordum. Kapıya doğru birkaç hırçın adım daha attı. Cebindeki sağ elini yavaşça dışarı çıkardı; elinde soğuk, metalik bir namlu parlıyordu. O an anladım ki Ceren hiçbir şeyi abartmamıştı. Rıza gerçekten de bu gece her şeyi sonsuza dek bitirmeye, arkasında hiçbir iz veya tanık bırakmadan o sigorta parasıyla sırra kadem basmaya gelmişti. Kapıyı tekmelemeye başladı. "Aç kapıyı!" diye bağırdı dışarıdan. Sesi yağmurun ve rüzgarın uğultusunu yırtıyordu. "İçeride olduğunu çok iyi biliyorum! O küçük sürtüğün de orada olduğunu biliyorum! Aç şu lanet kapıyı yoksa kırarım!"
Copyright © 2015. All Rights Reserved.