Kocam beni evden 50 kilometre uzakta bıraktı
Aradan iki yıl geçti. Hayat sihirli bir değnek değmiş gibi bir anda düzelmedi. Boşanma süreci yorucuydu, bazı geceler kızlar babalarını özleyerek ağladı, bazı geceler ise ben korkularımla baş başa kaldım. Ama artık korkularımla yalnız mücadele etmiyordum. Elif ve Leyla büyüyordu. En önemlisi de, artık annelerinin sessizce kırılışını izleyerek büyümüyorlardı. Bir ilkbahar sabahı, kızlarla birlikte Türkan Hanım'ın bahçesinde kahvaltı yapıyorduk. Leyla çilek reçelini ekmeğinin her yerine sürmüş, Elif ise büyük bir ciddiyetle okul gösterisinde oynayacağı rolü anlatıyordu. Türkan Hanım onları izlerken gülümsedi. "Bak," dedi bana sessizce. "Şimdi gerçekten gülüyorsun." Ne demek istediğini anladım. Eskiden de gülümsüyordum. Fotoğraflarda, misafirliklerde, alışveriş merkezlerinde... Ama onlar sadece alışkanlıktan yapılan gülümsemelerdi. Şimdi ise içimden geliyordu. Bahçenin diğer ucunda kızlar koşup oynarken gözlerim bir an uzaklara daldı. Yıllarca mutluluğun bir gün biri tarafından bana verileceğini sanmıştım. Bir eş, bir aile ya da mükemmel bir hayat tarafından... Oysa mutluluk, kendime duyduğum saygıyı geri kazandığım gün başlamıştı. Türkan Hanım elimi tuttu. "Biliyor musun," dedi, "o gün seni bankta ağlarken gördüğümde kendimi görmüştüm." Ben de onun elini sıktım. "Ben de o gün bir yabancı değil, hayatımı kurtaran bir kadın gördüm." Gözleri doldu ama her zamanki gibi ağlamadı. Çünkü bazı insanlar gözyaşlarını yıllar önce tüketir ve yerlerine bilgelik bırakırlar. Tam o sırada kızlar koşarak yanımıza geldi. "Anne!" diye bağırdı Elif. "Ne oldu?" "Kocaman bir aile fotoğrafı çekelim!" Leyla hemen Türkan Hanım'ın kucağına tırmandı. Telefonu masanın üzerine yerleştirdim ve zamanlayıcıyı açtım. Son saniyeler geri sayarken birbirimize sokulduk. O an fark ettim ki aile bazen kan bağıyla kurulmazdı. Bazen bir benzinlikte başlar, bir bankta oturur ve bir yabancının uzattığı şefkatli bir elle yeniden doğardı. Makinenin flaşı patladı. Ve yıllar sonra ilk kez, hayatımda hiçbir yerden kovulmuş gibi hissetmiyordum. Aksine... Nihayet ait olduğum yere varmıştım.