Kocam beni, ona bir erkek evlat veremediğim için en yakın arkadaşımla birlikte terk etti
Kocam beni, “ona bir erkek evlat veremediğim” için en yakın arkadaşımla birlikte terk etti… 1 yıl sonra, bir hastanede bana alay ederek güldü — ama o bebeğin gerçeğinin onu her şeyden mahrum bırakacağını bilmiyordu. — Elif’ten boşanmak hayatımın en doğru kararıydı. Mert Demir bu cümleyi İstanbul’daki Acıbadem Hastanesi’nin bekleme salonunda yüksek sesle söyledi. Kucağında bir bebek vardı ve yüzündeki gülümseme, sanki yeni bir hayat değil de kazanılmış bir zafer taşıyordu. Üzüntü yoktu sesinde. Pişmanlık hiç yoktu. Sanki bir insanı değil, bir “fazlalığı” hayatından çıkarmış gibi konuşuyordu. Dr. Elif Yılmaz, hemşirelik bankosundan yeni ayrılmıştı. Beyaz önlüğü açık, dosyalar kolunun altındaydı. Pediatri toplantısından çıkmıştı. Ve o sesi duyduğu anda, unuttuğunu sandığı 1 yıl bir anda geri çöktü. Karşısında Mert vardı. Eski kocası. Yanında Seda Aydın — bir zamanlar “en yakın arkadaşı” dediği kadın. Ve Mert’in kucağında… pembe battaniyeye sarılı, yanakları dolgun bir bebek. Salon bir anlığına sustu. Kalem tutan hemşire yazmayı bıraktı. Yaşlı bir kadın dua etmeyi kesti. Bir baba çocuğunu daha sıkı tuttu. Elif’in içinde bir şey açıldı. Aşk değildi. O çoktan ölmüştü. Hatırlamaktı. 7 yıl evlilik. Tüp bebek süreçleri. Bitmeyen testler. Her “olumsuz” sonuçta yutulan gözyaşları. “Çok çalışıyorsun, o yüzden olmuyor” diyen bir kayınvalide. Ve en sonunda… Mert’in yavaş yavaş uzaklaşması. Sonra Seda. Her sırrını bilen kadın. Her ağladığında omzunu açan “dost”. Ve bir gün… Mert’le birlikte kaybolan hayatı. Mert bebeği daha da sıkı tuttu. — Bak Elif — dedi, sesi gurur doluydu — sağlıklı, güçlü, mükemmel. Oğlum. Seda başını yere eğdi. Ama çok geçti. Elif bebeğe sadece bir an baktı. Suçu yoktu. Hiçbir bebek yetişkinlerin günahını taşımazdı. Sonra Mert’e baktı. — Sağlıklı olmasına sevindim — dedi sakin bir sesle. Bu sakinlik onu daha da öfkelendirdi. Mert beklemişti. Gözyaşı. Çöküş. Bir zamanlar “yetersiz” dediği kadının yere yıkılışını. Ama Elif kırılmadı. Mert kısa bir kahkaha attı. — Hâlâ aynısın. Soğuksun. O yüzden anne bile olamadın. Söz, hastanenin ortasına tokat gibi düştü. Seda fısıldadı: — Mert, yeter… Ama Mert durmuyordu. Seyirci vardı. Ve o, seyirciyi severdi. — Yıllarını bana kariyer diye sattın Elif. Ama evinde bir aile kuramadın. Elif’in boğazı yandı. Ama gözleri dolmadı. O sırada telefonu titredi. Beyaz önlüğünün cebinden çıkardı. “Avukat Emre Arslan” Mesaj: “Alt kata in. Acil konuşmamız lazım.” Elif mesajı iki kez okudu. Emre asla dramatik değildi. “Acil” diyorsa, gerçekten bir şey olmuştu. Mert telefonu işaret etti.