Kocam, Bir Aylık İkizlerimizin Onu Delirttiğini Bağırarak Söyledi

*Kocam, Bir Aylık İkizlerimizin Onu Delirttiğini Bağırarak Söyledi, Sonra Arkadaşlarıyla Bir Aylığına Avrupa'ya Uçup Beni Yalnız Bıraktı. Ama Nihayet Eve Dönüp Ön Kapıyı Açtığında Gördüğü Şey Karşısında Dehşetle Donup Kaldı: “Hayır. Olamaz. Bu Gerçek Olamaz.”* "Bu iki bebeğin ağlaması beni delirtiyor. Biraz yalnız kalmaya ihtiyacım var!" diye bağırdı kocam Daniel Whitmore. Portland, Oregon'daki küçük evimizin ortasında, elinde bir bavul ve yüzünde öfkeyle duruyordu. Bir aylık ikizlerimiz ise beşiklerinde çığlık çığlığa ağlıyordu. Ben hâlâ doğumun etkilerini yaşıyordum. Dikişlerim yürürken acıyordu. Üç gündür toplamda belki iki saat uyumuştum. Saçlarım yağlanmıştı. Ellerim yorgunluktan titriyordu. Lily'yi yeni emzirmeyi bitirmiştim ki Noah tekrar ağlamaya başladı. "Daniel, lütfen," diye fısıldadım. "Bunu tek başıma yapamam." Sanki ona hakaret etmişim gibi güldü. "Claire, kadınlar her gün doğum yapıyor. Sen de atlatırsın." Tam o sırada telefonu çaldı. Arkadaşları siyah bir SUV'un içinde dışarıda bekliyordu. Gülüyor, kornaya basıyor ve bir ay sürecek Avrupa gezisi için heyecanlanıyorlardı. Üstelik bu geziyi hâlâ gerçekleştireceğini bana hiç söylememişti. "Cidden gidiyor musun?" diye sordum, Noah'ı göğsüme bastırarak. Daniel gözlerimin içine bakmaktan kaçındı. "Bunun ücretini aylar önce ödedim." "Bizim yeni doğmuş ikizlerimiz var." "Benim de bir hayatım var." Ön kapıyı öyle sert çarptı ki koridordaki bir fotoğraf duvardan düştü. O gece iki ağlayan bebeğin arasında, çocuk odasının zemininde oturdum ve onlarla birlikte ağladım. İlk hafta neredeyse işlevsizdim. Yemek yemeyi unutuyordum. Duş almayı unutuyordum. Kendimi unutuyordum. Daniel ise Paris, Roma ve Barselona'dan fotoğraflar paylaşıyordu. Gülümsüyordu. Şarap içiyordu. Ve tanımadığım kadınların yanında poz veriyordu. Beni bir kez bile aramadı. Ama sekizinci günde içimde bir şey sessizliğe büründü. Onu beklemeyi bıraktım. Ablam Marianne'i aradım. O gece Seattle'dan arabayla geldi. Beni solgun, titreyen ve Noah'ı kollarımda tutarken yarı uyur halde buldu. Ertesi sabah kontrolü tamamen ele aldı. Daniel'in mesajlarını… Seyahat fotoğraflarını… Banka hesap hareketlerini… Ödenmemiş faturaları… Kaçırdığı doktor randevularını… Cevap vermediği tüm aramaları… Her şeyi belgelememe yardım etti. Sonra Victor Hayes adında bir aile avukatını aradı. İkinci hafta sonunda ayrı bir banka hesabı açmıştım. Üçüncü haftada yasal ayrılık ve acil velayet başvurusunda bulunmuştum. Dördüncü haftada ise ailemin ikizler için oluşturduğu tasarruf hesabından Daniel'in adı çıkarılmıştı. Daniel'in eve döndüğü sabah ben evde değildim. Bebekler de yoktu. Ön kapıyı açtığında olduğu yerde dondu. Oturma odası bomboştu. Düğün fotoğrafları yoktu. İkizlerin beşikleri yoktu. Mutfak tezgâhının üzerinde ise boşanma evrakları, mahkeme celbi ve Ibiza'da başka bir kadını öperken çekilmiş basılı bir fotoğraf duruyordu. Daniel'in yüzü bembeyaz kesildi. "Hayır…" "Olamaz…" "Bu gerçek olamaz…" Tam o sırada telefonu çaldı. Arayan annesiydi. "Daniel," dedi soğuk bir sesle. "Ne yaptın sen?"