KOCAMI TOPRAĞA VERDİKTEN SONRA

Bir gün çocuklarımız seni gerçekten yalnız bırakırsa,” demişti Nevzat, “doğrudan buraya git.”Çantamdan küçük kâğıdı çıkardım. Adresi tekrar okuduğum anda ellerim titredi. Kâğıtta yazan isim Saim Ergin’di. Bu ismi en son otuz iki yıl önce duymuştum. Saim, Nevzat’ın şirketi kurduğu ilk yıllarda ortağıydı. Sonra bir gece ansızın ortaklıktan ayrılmış, şehirden taşınmıştı. Nevzat o konuyu yıllarca konuşmamıştı. Ben de gençliğimin telaşı, çocukların büyümesi, borçlar, işler derken zamanla sormayı bırakmıştım. Fakat beni asıl şaşırtan adres oldu.Bulunduğum yoldan yalnızca birkaç kilometre uzakta küçük bir köy yazıyordu. Nevzat sanki yıllar öncesinden o günün geleceğini biliyormuş gibi beni tam da buraya yönlendirmişti. Yürümeye başladım. Ayaklarım cenazeden kalan ayakkabıların içinde sızlıyordu. Yol boyunca birkaç traktör geçti ama hiçbiri durmadı. Yaklaşık kırk dakika sonra köy tabelasını gördüm. Küçük, sessiz bir yerdi. Kahvenin önünde oturan birkaç adam bana merakla baktı.Birine Saim Ergin’i sordum. Adam önce yüzümü süzdü. “Eski değirmenin yanında oturur,” dedi. “Ama kolay kolay kimseyi kabul etmez.” Nevzat’ın adını söyledim. Adamın ifadesi değişti. “Sen Nevzat Bey’in hanımı mısın?” Başımı salladım. Bu kez hemen ayağa kalktı. “Bekle abla, ben seni götüreyim.” Beş dakika sonra eski bir kamyonetin ön koltuğunda oturuyordum. Köyün sonunda taş duvarlı, tek katlı bir evin önünde durduk. Kapıyı çaldım. Uzun süre kimse açmadı. Sonra içeriden ağır ayak sesleri duyuldu. Kapıda yetmişli yaşlarında, uzun boylu, beyaz saçlı bir adam belirdi.Bana birkaç saniye baktı. Ardından yüzündeki bütün renk çekildi. “Sen…” dedi. “Nevzat’ın eşiyim.” Adam gözlerini kapattı. Sanki yıllardır beklediği kötü haberi sonunda almış gibiydi. “Nevzat öldü mü?” “Üç gün önce.”Başını eğdi. Bir süre hiçbir şey söylemedi. Sonra kapıyı tamamen açtı. “İçeri gel.” Ev küçüktü ama düzenliydi. Duvarlarda eski siyah beyaz fotoğraflar vardı. Saim mutfaktan iki bardak su getirdi. Ben çantamdaki zarfı masaya bıraktım. “Nevzat bunu size getirmemi söyledi.” Saim zarfa bakınca eli titredi. “Demek sonunda yaptı.” “Ne yaptı?” Cevap vermeden zarfı açtı. İçinden noter onaylı belgeler, hisse devir sözleşmeleri ve küçük bir anahtar çıktı. Belgeleri tek tek incelerken nefesimi tuttum. Sonra bana baktı. “Çocukların sana ne yaptı?” Bu soru o kadar doğrudan geldi ki birkaç saniye konuşamadım. “Beni yol kenarında bıraktılar.” Saim’in yüzü sertleşti. “Demek Nevzat haklıymış.” “Ne konusunda?” Adam arkasına yaslandı. “Şirketin çocuklara kalmaması konusunda.” Kalbim hızlandı. Saim önüme bir belge koydu. Nevzat’ın imzası vardı. Şirket hisselerinin yüzde elli biri benim adıma devredilmişti. Üstelik devir işlemi ölümünden altı ay önce tamamlanmıştı. Eve ait tapu ise yıllar önce zaten benim üzerime geçirilmişti. Koray’ın “Ev de şirket de artık benim,” derken aslında hiçbir hukuki dayanağı yoktu.