Kocasının cenaze ateşi daha yeni sönmüşken, dul kadın üç kayınbiraderini yanına aldı

BÖLÜM 2 İlk siyah lüks arabadan inen adam uzun boylu, düzgün duruşlu ve pahalı bir takım elbise giymişti. Ama gözlerinde hâlâ eski bir suçluluğun titremesi vardı. O, Mert’ti. İkinci arabadan Deniz indi. Elinde deri bir evrak çantası vardı; yüzünde başarıya ulaşmış bir adamın soğukkanlılığı, ama dudaklarında bastırılmış bir acı saklıydı. Üçüncü arabadan beyaz önlüklü Eren çıktı. Boynunda stetoskop vardı. Ama gözlerinde yirmi yıl önceki açlık, korku ve Elif’in sevgisine duyduğu özlem yaşıyordu. Elif bir adım geri çekildi. “Siz… siz…” Eren koşarak onun ayaklarının dibine çöktü. “Bize… anne gibi olan Elif abla… bizi affet.” Sokakta nefesler tutuldu. Yıllar önce Elif’e “bencil” diyen, “unutulacaksın” diye fısıldayan insanlar şimdi kapılarının aralığından sessizce bakıyordu. Mert’in sesi kırıldı: “Sizi terk etmedik… Sadece size boş ellerle dönmeye cesaret edemedik.” Elif’in yüzü bembeyaz oldu. “Yani… yirmi yıl boyunca bir kere bile ses yok? Bir bayramda bile mi? Ben size bu kadar yabancı mı oldum?” Deniz başını eğdi: “Hayır… Siz bize o kadar sahiptiniz ki… biz sizin gözünüze eksik, yarım, başarısız hâlimizle bakmaya cesaret edemedik.” Elif kapının eşiğine tutundu. Tüm bedeni titriyordu. Ağlamak istemiyordu ama yirmi yıllık yalnızlık boğazına düğümlenmişti. O sırada Deniz çantasını açtı ve kırmızı bir dosya çıkardı: “Biz sadece gelmeye gelmedik.” Elif dosyaya baktı. Mert yavaşça konuştu: “Arif amcanın, yani Kemal’in… bize bıraktığı arsa vardı ya… herkesin haksız yere el koyduğu… onu geri aldık.” Elif irkildi: “Hangi arsa?” Eren arkasını işaret etti. Sokağın köşesinde işçiler büyük bir örtüyü kaldırıyordu. Elif arkasına baktığı anda… dünya bir anlığına durdu.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.