Mühürlü Oda Sırrı Sonraki
ÇOCUKLUĞUMUN EVİNİ GERİ ALDIM — BABAMIN MÜHÜRLEDİĞİ O ODA HER ŞEYİ DEĞİŞTİRDİ Çocukluğumun geçtiği evi, babamın bıraktığı yaraları sonunda sarmak amacıyla geri almıştım. Ama oradaki ilk gecemde annem ağlayarak aradı ve mutfak kilerindeki mühürlü bir odadan bahsetti. İçeride bulduğum şey, o evi kaybetmemizle ilgili bildiğim her şeyi kökünden değiştirdi.Otuz bir yaşındaydım; bir elimde maket bıçağı, diğer elimde bir kap soğuk sebzeli erişte varken annem Canan, "Aslı, lütfen bana onu bulmadığını söyle," dedi. Çiğnemeyi bıraktım. "Neyi bulmadım mı?" Kilerin arkasında, duvarın dar bir şeridi mutfağın geri kalanına göre çok pürüzsüz duruyordu. Annem hıçkırdı, ağladığını o an anladım. "O odayı. Babanın unutmam için bana yemin ettirdiği odayı." Hemen cevap vermedim. "Neyi bulmadım mı?" Çünkü zihnimde yeniden on altı yaşındaydım; yabancılar koltuğumuzu kapıdan dışarı taşırken ben yağmurun altında yalın ayak dikiliyordum. Biz o evi satmadık. Kaybettik. Babam çok fazla taksit kaçırmış ve çok fazla ihbarnameyi görmezden gelmişti; ya da ben bu hikayeye inanarak büyümüştüm. O sabah, annem elleriyle ağzını kapatmış halde bahçede dikilirken, kardeşim Ömer okul kupalarıyla dolu siyah bir çöp poşetinin başında ağlıyordu. "Babam nerede?" diye sorup duruyordu. Babam ise verandadaydı, sanki tüm cevaplar oradaymış gibi ıslak tahtalara bakıyordu. Biz o evi satmadık. Sonra Tamer Amcam elinde iki kahveyle, şemsiyesiz bir şekilde geç de olsa çıkageldi. "Hadi ama Demir," dedi babama, sanki komşular bizi izlemiyormuş gibi. "Dik dur, bozma moralini." Babam ona bakmadı. Hiçbirimize bakmadı. Ondan sonra, alt katında çamaşırhane olan bir daireye taşındık; kurutma makineleri çalıştıkça zemin titrerdi. Annem o ev hakkında bir daha asla konuşmadı. "Dik dur, bozma moralini." Ama ben konuştum. Erken ödediğim her faturada, bilgisayar başında yediğim her ucuz akşam yemeğinde ve yatmadan önce kontrol ettiğim her tasarruf hesabında o evden bahsettim. İnsanlar bana disiplinli derdi. Ama dürüst olmak gerekirse, ben sadece hatırlıyordum. Evin son sahibi vefat edip ev açık artırmaya çıktığında, korku beni vazgeçiremeden imzayı attım. Müzayede görevlisi kağıtları uzattı. "Evi yenileyip satmayı mı düşünüyorsunuz küçük hanım?" Yüzümü sildim. "Hayır. Evimi geri alıyorum." İnsanlar bana disiplinli derdi. O akşam eve girmeden önce verandadan Ömer'i aradım. "Gerçekten aldın mı?" diye sordu. "Gerçekten aldım." Bir duraksama oldu. "Aynı mı görünüyor Aslı?" Çatlamış basamaklara, eğrilmiş posta kutusuna ve boş salıncak zincirine baktım. "Daha küçük." "Çocukluk işte böyledir," dedi. Sonra daha yumuşak bir sesle, "İyi misin? Orada olmak tuhaf hissettiriyor olmalı..." "Hayır," diye itiraf ettim, çünkü Ömer'e yalan söylemek hiçbir zaman işe yaramazdı. "Ama buradayım işte." "Gerçekten aldın mı?" İçerisi toz, limonlu temizleyici ve eski ahşap kokuyordu. Her kapı eşiğine dokundum. Kiler kapısı hala alttan takılıyordu. Babam her kış onu tamir eder ve "Eski evler üşüdüklerinde şikayet ederler," derdi. Avucumu ahşaba yasladım ve fısıldadım: "Çok şey kaçırdın baba." Yerde erişte yedim, sonra faturanın arkasına yapılacaklar listesi yazdım. Arkasındaki duvarı kontrol etmek için kiler rafını öne çektiğimde, aralıktan soğuk bir hava sızdı.