O geceden sonra bir huzurevine gitmeyi ben istedim

86 yaşımda, banyoda yere düşüp bütün gece yalnız öleceğimi sanarak geçirdiğim o geceden sonra bir huzurevine gitmeyi ben istedim. Elif, bahçede yürürken Meryem Hanım’ın elindeki fotoğrafa takılıp kaldı. Fotoğrafta genç bir kadın, elinde beyaz bir gelinlik tutuyordu. Yanında ise gülümseyen küçük bir kız çocuğu vardı. Elif, fotoğrafı daha önce hiç görmemişti. Meryem Hanım onu yanına çağırdı. — Gel kızım, dedi. Elif pencereye yaklaştı. — Bu benim kızım. Elif gülümsedi. — Çok güzelmiş. Meryem Hanım’ın gözleri doldu. — Otuz iki yıldır onu görmedim. Elif şaşkınlıkla yüzüne baktı. — Otuz iki yıl mı? Yaşlı kadın başını salladı. Kocası öldükten sonra geçim sıkıntısı çekmiş, kızını üniversiteye gönderebilmek için gece gündüz çalışmıştı. Sonra kızı büyük şehre taşınmış, evlenmiş ve zamanla aramaları seyrekleşmişti. Bir gün tamamen kesilmişti. Meryem Hanım, huzurevine kendi isteğiyle gelmişti. Çünkü artık kimseye yük olmak istemiyordu. — Ama biliyor musun? dedi. — Neyi? — İnsan yaşlanınca yalnız kalmaktan korkmuyor. İşe yaramamaktan korkuyor. Elif’in boğazı düğümlendi. Meryem Hanım fotoğrafı göğsüne bastırdı. — Birileri bana hâlâ ihtiyaç duyuyor olsaydı, burada bir gün bile durmazdım. O gece Elif uyuyamadı. Koridor sessizdi. Uzaktan bir televizyonun sesi geliyordu. Bir odadan öksürük sesi yükseliyordu. Başka bir kapının altından sarı bir ışık sızıyordu. İlk kez dikkatle baktı. Buradaki insanların çoğu hasta değildi. Yalnızdı. Bir zamanlar öğretmen, terzi, şoför, esnaf, çiftçi olan insanlar… Artık sadece odalarının numaralarıyla anılıyordu. 107 numara. 203 numara. 315 numara. Kimse kim olduklarını sormuyordu. Sabah kahvaltısında karşısına oturan emekli bir öğretmen sessizce: — Bugün salı mı? diye sordu. — Evet. Adam başını eğdi. — Eskiden salıları öğrencilerime şiir okurdum. Sonra sustu. Bir daha konuşmadı. Elif’in içi sızladı. O gün öğleden sonra mavi spor ayakkabılarını giydi.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.